Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Quo vadis?

Radikal · 31 Aralık 2000

Yepyeni bir başlangıcın arifesindeyiz. Üçüncü binyıla girerken, kendimize hâlâ insanlık tarihi kadar eski şu dört soruyu sormaktayız: "Nereden geldim? Nereye gitmekteyim? Neden buradayım?" ve "Ben kimim?.."

Tarih bize bu sorulara yanıt verebilenlerin dünyayı yönettiğini gösterdi, keza insanoğlunun yüreğinde tarifsiz bir yalnızlık, buruk bir ayrılık hissi yatıyordu... Çünkü 'yaratılan', 'yaratanını' arıyordu ve onu bulabilmek, kendini anlayabilmek, hayatına anlam kazandırabilmek için her şeye inanmaya razıydı. Bu rıza başlangıcın sonu, sonun başlangıcı oldu, evrim başlamıştı.

Çekilen acılar, yaşanan aşklar, yıkılan düşler, gerçekleştirilen idealler, katledilen insancıklar, bilimsel icatlar, kazanılan ve kaybedilen kudretler hep bu yüzden oldu, insanoğlu büyümekteydi.

On beşinci yüzyıla kadar yeryüzüne yayılan değişik dinler ve felsefeler bu arayışı belli bir ölçüde dindirmişlerdi, ama elde Tanrı ve hayat gizemini açıklayan ampirik kanıtlar çok azdı. İnsanoğlunun coşkulu ruhu, bilmeceyi tam çözmek ve görünmeyeni ispatlamak amacıyla tekrar şahlandı ve bu kez bilim adamları kolları sıvadı.

Geçen zaman içerisinde, kimse henüz ne Tanrı'nın, ne de meleklerinin fotoğrafını çekmeyi başarabildi;

ama biriken bilimsel bulgular, 'aydınlanmış' mistiklerin ilk elden anlattıkları deneyler ve diğer manevi olgularla birleşince, 'gerçeğe' gerçekten yaklaştığımızı hissetmemek mümkün değil.

Farklı dinlerin farklı yorumlarına karşı, 'gerçeğin tek olduğu' ve bizim Tanrı ile bir bütün oluşturduğumuz görüşü ağırlık kazanıyor. Son beş bin yıldır,

insanoğluna hep aynı mesajlar geliyor. Farklılık, söyleyenlerin söyleyiş biçiminden ve yaşanan zaman diliminin getirdiği koşullardan kaynaklanıyor, o kadar. Halen insanlık, tüm tezatlarına rağmen evriminin en heyecanlı ve hızlı devinimini yaşamakta. Eski düşünce sistemleri, dünyaya yansıyan ilahi ışığın yoğunluğu nedeniyle parçalanmaktalar. İnsanların yürek, beyin ve hislerini körelterek evrimimizin 'normal bir parçası' varsayılan dogmalar kendiliğinden yıkılıp, bir gün tarih kitaplarında hayretler içinde okuyacağımız

sayfalara gömülmek üzere.

Müsterih olunuz. Koşulsuz sevgilerin, dolayısıyla hoşgörünün ve irfanın mutlak egemen olacağı 'altın çağ' eşiğindeyiz. Bu muallak dönemde, Fransızların deyimiyle 'iki iskemle arasında oturmanın' verdiği rahatsızlığa bir müddet daha katlanmak durumundayız, şahsen ve cümleten. Gelin, bir yenisine huzurla başlayabilmek için bu yüzyılı kalbimizde asude duygularla bitirelim. Yaşananlar egonun değil, ruhun merceğinden bakıldığında kutsaldır, onun için BUGÜN kendi hatalarımızı affedelim, bizi üzenlere kaderimizin öngörüp gerektirdiği dersleri verdikleri için teşekkür edelim...

Sevgi duymadığımız, müteşekkir olmadığımız her olay, yaşamımızı boyunduruk altına alır. Sevgi dengedir, tüm soruların cevabıdır ve evrenin en yüksek enerjisi olduğu için bizleri iyileştirebilecek, azat edebilecek yegâne güçtür.

Size tarifsiz güzelliklerle dolu, sihirli anların başınızı döndüreceği bir yıl dilerken, affınıza sığınarak verdiğim öğüdü kendim de tutuyor, bu mesajımı tüm dostlarıma ve uzaktan kızarak sevdiğim amcam Aydın Menderes'e ithaf ediyorum.

IŞIK MENDERES * * *

Gördüğünüz gibi yüzyılın son günü, sütunumu sevgili arkadaşım Işık'a bıraktım, dile getirdiği tüm güzelliği ve bilgeliği onun kaleminden sizlerle paylaşmak

istedim. Üçüncü binyılda tüm Türkiye halkına, Adnan Menderes'in bir torunu ve sülalesi İsmet İnönü hayranı bir öfkeli yazarı, gönül dostluğunda birleştiren

kutsal barışı diliyorum.