Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Tek başına sivil toplum

Radikal · 3 Ocak 2001

Dünya, yeni yüzyılla birlikte yeni bir binyıla girerken; Türkiye yalnızca yeni bir yıla girmekle yetindi. Bakıyorum Türk basınında, 2001'e girişin 21. yüzyıl ve üçüncü binyılın asıl başlangıcı olduğu birkaç kelimeyle geçiştirildi. Sanki tartışmayı bir yıl önce bitirmiş, yeni yüz ve bin yılı geçen sene kutlamıştık. Normaldir. Türkiye bugünü dün gibi yaşıyor, yarına bilinçaltındaki 'deja vu' olgusuyla bakıyor, yaşanacağı yaşanmış sayıyor. Yeniliği, yenilenmeyi hayal edemiyor. Nasıl etsin ki? Ülkenin dümeni, bildiğimiz köhne, çarpık dümen. Kaptanlık köşkünde hep bildiğimiz yaşlı başlar, sarsak kafalar, pırıltısız zekâlar, yarım akıllar. Gemi isterse yetmiş milyon beygir gücünde olsun, gaza basacak ellerde takat kalmamış, tekleyen motora yeni binyıl neyler?

Dr. Ali Haydar Yedek, Türkiye'nin motorunu tekleten, vitesini her alanda geriye takan işte bu kötürüm kafaları içine sindiremeyen gerçek bir yurtsever. Tek adamlık bir sivil toplum örgütü gibi çalışıyor, bıkmadan, usanmadan devlet merdiveninin her katına eleştiri yağdırıyor, duymak istemedikleri gerçekleri haykırıyor. Yıllardır Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa, bakanlara, milletvekillerine, parti başkanlarına, gazete yazarları ve sahiplerine, düzenli olarak eleştiri gönderiyor. Kendisinin yüzlerce, halkın milyonlarca protesto mektubuna ve tüm çabalara rağmen o ucube Af Yasası çıkınca, DSP milletvekillerinden hesap sormuş: "Bu nasıl aftır? Yazarlar, düşünce suçluları içerde, katiller dışarı çıkıyor. Geçmiş yönetimlerin kötü mirası arkasına sığınmaya hakkınız yoktur. DSP'lilerin hepsi sayın başkanlarına ve bilhassa başkan yardımcılarına karşı çıkmalıydılar. Ülkeye yazık oluyor..." Halkın sesi Doktor, artık öyle tanınıyor ki politikacılar arasında, Uluç Gürkan'dan yanıt gelmiş: "Sayın Yedek, sizin olayları daha özenle takip edeceğinizi umuyordum. Benim Af Yasası'ndaki tutumum, protestonuzu hak etmiyor..."

Tek başına 'yedek' muhalefet lideri Dr. Yedek, bugünlerde başbakanı e - posta bombardımanına tutuyor. Çünkü Başbakanlığın, tüm mektuplarını hem de aynı gün yanıtlarken af konusunda yaptığı eleştiriye ses vermemesini, sayın Başbakan'ın son zamanlarda eşinin hobileriyle uğraşmasına bağlamış, artık şöyle yazıyor: "Sayın Ecevit, sayın Başbakanım: Artık olmuyor. Yapamıyorsunuz. Sayın İnönü'ye söylediklerinizi unutmadık. Artık bırakınız, yeter. Bütün seçimlerde oyumu size veren bir vatandaş olarak bütün içtenliğimle bildiriyorum, inanın siz olmadan da devlet işleri yürür. Her geçen gün sayın İnönü'nün son zamanlarından daha tutarsız durumlara düşüyorsunuz. Sizi belleğimde başarılı bir politikacı olarak saklamak istiyorum. İlerde hakkınızda, 'Son yıllarda dengesizlikler gösteriyordu,' demek istemiyorum..."

Ali Haydar bey, yalnızca politikayla uğraşmıyor. Örneğin, kadınları dövmenin iyi olduğunu savunan bir ruh hastasını üç kez programına çıkaran Savaş Ay'a karşı bir zafer kazanmış. Çalıştığı televizyonu öyle bir faks topuna tutmuş ki, sonunda Savaş Ay bizzat aramış doktoru ve: "Kadınların aklı kıt erkekler tarafından her gün dövüldüğü bir ülkede böyle bir adamla program yapmanın nasıl bir etik hatası olduğu..." zılgıtını yedikten sonra, "Konu kıtlığı çekiyorsanız, ben size önerebilirim..." öğüdünü tutup, doktorun istediği trafik canavarını işlemiş bir sonraki programında. Tek üyeli sivil toplum örgütü Ali Haydar, E5 karayolu üzerindeki Göztepe kavşağında kazalara neden olan inşaatı yapan şirketle de mücadele ediyor. 4 yıldan beri yazıştığı şirketin sahibi, sonunda kendisini telefonla aramış, yumuşatmaya çalışmış ama boşuna. Ali Haydar, adamı ve şirketi, Karayolları Müdürlüğü'ne, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına şikâyet etmiş, ancak henüz sonuca ulaşamadı.

Dr. Yedek'in başka işi gücü yok sanırsanız, hata edersiniz. Gündüzleri şifa dağıtıyor, geceleri protesto. Maddi olarak hiç ihtiyacı yok Türkiye ile uğraşmaya. Yıllarca yurtdışında doktorluk yaptıktan sonra 1993'te ülkesine dönen ve gördüklerine sessiz kalmayan bir yurttaş o. Kuleli ve Harp Akademisi mezunu, 1972 yılında ordudan uzaklaştırıldıktan sonra tıp okuyup doktor olan bir eğilmez baş.

Türkiye'de tüm akıllı başlar böyle inatla konuşsa, yılmadan yazsa, susmasa; hiç olmazsa üçüncü binyılda dümen ve kaptanları değiştirebiliriz diye düşünüyorum. Ne dersiniz?