Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Şiddetin kırk yılı

Radikal · 5 Ocak 2001

24Mayıs 1960 günü, Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Henry Spitzmuller, zamanın aristokrat Fransız Dışişleri Bakanı Couve de Murville'e gönderdiği şifreli telgrafta, şunları yazıyordu: "Türk Dışişleri Bakanı Mr. Zorlu kapalı ifadelerle de olsa bazı itiraflarda bulundu. Mr. Zorlu, Başbakan Menderes ve kendisinin yaşanan kargaşadan çok, hükümetin olayları bastırmak için aldığı aşırı baskı önlemlerinden endişe duyduklarını belirtti. Mr. Zorlu'ya göre önlemlerin tüm sorumluluğu, Mr. Bayar'a ait. Cumhurbaşkanı, intikamcı karakteri gereği Mr. İnönü'ye beslediği kine ve tek bir içgüdüye teslim olmuş durumda: Muhalefeti her ne pahasına olursa olsun ezmek..."

Yine Spitzmuller, yine Couve de Murville'e, 29 Ağustos 1960 günü geçtiği bir istihbarat raporunda ise şöyle diyordu: "27 Mayıs darbesinden önce Türk polisinin halk nezdinde edindiği kötü şöhret bilinmektedir. Ordunun tersine, polis hükümetin emirlerini dinlemiş ve toplumsal isyanları büyük bir şiddetle bastırmak yoluna gitmiştir. Yeni askeri rejim, iktidara geldiğinin hemen ertesinde polisin, 'görüntüsü tüm Türkleri iğrendiren' üniformalarını değiştirerek yeni bir görünüm kazanmalarını sağlamaya çalışmıştı. (...) Yeni Emniyet Müdürü, geçen hafta yaptığı bir basın toplantısında, Türkiye'de polis sayısının artırılması ve teşkilatta yapılan temizliği şu sözlerle savundu: 'Bizim nüfusumuzun iki katı olan Fransa'da 60 bin polis vardır. Bizde ise 14 bin. Türkiye'nin 30 bin polisi olması gerektiği açıktır. İçişleri Bakanlığımız tarafından açığı kapatmak için göreve çağırdığı emekli polislerin sayısı ise, 400'ü ancak bulmaktadır. 600 polisin görev yerleri değiştirilmiştir. Gençlere karşı şiddet kullanan ve sadistçe işkenceler yapanlar cezalandırılmıştır. Bu cezalandırılanların sayısı 58'dir. Gelecekte, polis teşkilatındaki rütbe kazanımları imtihanlara tabi olacak ve eğitime önem verilecektir..."

Türkiye demokrasisine şiddet, DP zamanında girdi, sevgili okurlar. Halk sokaklara dökülünce, şiddeti ilk kullananlar, Türkiye'yi demokrasi rejimiyle yönetmek sorumluluğunu taşıyan hükümet oldu. Polis, şiddet taşımayan gençlik gösterilerini şiddetle bastırdı. Yıllar geçti, 1970'lerde sokağa inen gençlik, bu kez 'şiddet'liydi. Bastırılması için daha büyük şiddet gerekti. 1980'lere doğru gençler daha şiddetle örgütlenmişler, şiddeti salt devlet ve polise karşı değil, birbirlerine karşı da uyguluyorlardı. Herkes hedefti. Ortalık kan gölüne döndü. Temizlenmesi için, daha fazla baskı ve şiddet yapanlardan daha şiddetli olmak gerekti. Olundu. Bu kez, PKK şiddetlendi. PKK şiddetini yenebilmek için, devlet şiddeti iyice örgütlendi, epeyce kan döküldü, en güçlü şiddet daha az güçlü şiddetin hakkından geldi. Şiddet, öyle bir canavardı ki Türkiye'de, bir türlü bitmiyordu. Dün Hizbullah, bugün DHKPC ya da bilmem ne, işkence evlerinden hapishanelere, hapishanelerden sokaklara taştı ve tüm bu yıllar boyunca, dışarıda oluşan küçük Türkiye'lere ihraç edildi. Almanya'da, Belçika'da, Fransa'da da Türkler, birbirlerini boğazlıyorlar. Ve halen Türkiye'de, polis ve bir kesim gençlik yine karşı karşıya. Bu kez canlı bombalarla... Ölmek için yetişenler, ölürken öldürüyorlar.

Niye? Niçin yalnız Türkiye böyle? Böylesine bir şiddet silsilesi neden yalnız bizim ülkemizde, insanların geniş genelinde sevecen olduğu bir ülkede yaşanıyor? Nasıl oluyor da ölüm böylesine kolay ve sıradanlaştı genç kafalarda?

Bu çok önemli toplumsal sorunun yanıtı, yukardaki raporda gizli: 1960 yılında, Fransa nüfusunun yarısıydık, bugün Fransa'dan on milyon fazlayız. Oysa ne Fransa'nın yarısı kadar paramız, ne yarısı kadar gücümüz ve elbette ne yarısı kadar yaşama şansımız var. Ürete ürete, milyonlarca doyurulamayacak, eğitilemeyecek insan ürettik. Ve onlara her gün, binlercesi ekleniyor. Türkiye'de yaşamak ve ölmek, artık aynı anlama geliyor. İşte şiddet, her alanda şiddet, tepeden tırnağa şiddet, bu yüzden bitmiyor. Bu nüfus çoğalımı durdurulmazsa, bitmeyecek. Şiddet nüfusu ve karşı şiddet nüfusundan ibaret bir vahşet diyarı olup çıkacağız. Yazık.