Tarihten yolsuz bir yaprak
Radikal · 12 Ocak 2001
1950'li yıllarda merkezi Paris'te bulunan NATO toplantılarına önce asker, sonra sivil görevli olarak gönderilen babam, ben küçükken anlatırdı: "Altınları bizim koltuklarımızın altında kaçırdılar yurtdışına..." İddiasına göre, NATO görevlilerini Paris'e götüren uçaklarda bazen, kimi koltukların altına yerleştirilen içi altın dolu küçük sandıklarla yolculuk ederlerdi. Babam, sandıkların DP iktidarı sahiplerine ait olduğunu düşünüyordu. Önce inandım babama. Nasıl inanmam? Ordudan emekli olduktan sonra atandığı Savunma Bakanlığı'ndaki görevinde bu sandıklar yüzünden utanç, iğrenti ve acz içinde kıvranmış, bir gün: "Allah hepsinin belasını versin!" deyip çakmıştı istifayı. Büyüdüm, kuşku duymaya başladım babamın anılarından. Erişkin aklım yatmıyordu, uçak koltukları altında altın kaçırılabileceğine. Zamanla öyle çok kaçakçılık biçimi görmüştüm ki, mantıksız geliyordu altınları sandıklara doldurup uçurmak. Artık yeniden ve KESİN olarak inanıyorum babama. Çünkü kanıtlarını ele geçirdim!
Bir süre önce, benim de bir 'hazine'm oldu. Kimileri için hazine, paradır. Kimileri için belge. Benim hazine vurgunum, Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın 1946-1960 yılları arasındaki Türkiye arşivleri oldu. Türkiye'deki Fransız büyükelçiliğinin bu tarihler arasında Paris'e gönderdiği tüm gizli bilgiler, şifresi çözülmüş istihbarat, yüzlerce sayfa olarak naçiz yazarınıza teslim edildi.
Babam haklı çıktı. Türkiye'den yurtdışına hem altın, hem döviz kaçırılmıştı. Peki kimler yurtdışına altın ve döviz kaçırmıştı? Bu paralarla ne yapıyorlardı dışarda?
Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Jean Paul Garnier, 4 Nisan 1956 günü Paris'e çektiği bir telgrafta Dışişleri Bakanı Christian Pineau'ya bakın ne yazmış: "Güvenli bir kaynaktan (3 gr.fx) aldığım bilgiye göre, Türkiye'nin en büyük döviz kaçakçılarından Sava Vafidis'in evine yapılan baskında, basının iddia ettiği gibi Mr.Zorlu'nun bir yakını değil; bizzat eski dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun döviz kaçakçılığı ÇETESİNİN 'Büyük Patronu' olduğunu kanıtlayan belgeler bulunmuş. Ancak Mr. Zorlu'nun başbakana yakınlığı dolayısıyla, kaçakçılık kovuşturmasının bu belgelere rağmen hasıraltı edilmesi ve yargıya yansıtılmaması bekleniyor..."
Jean Paul Garnier, bakan Pineau'ya on gün sonra gönderdiği şifreli mesajda konu hakkında 4 sayfalık ayrıntılı bilgi veriyor ve AKİS dergisinin Fatin Rüştü Zorlu'nun Paris'teki servetiyle ilgili yayımına değgin şu yorumu yapıyor:
"1954'te milletvekili seçilen Mr.Zorlu, aynı dönemde Türkiye'nin NATO nezdindeki daimi temsilciliği görevini, dolayısıyla Fransa'daki resmi gelir kaynağını yitirdi. Oysa Bayan Zorlu, o günden bu yana başkentimizdeki (Paris) geniş imkânlarını ve lüks yaşamını Fransa'ya hiç vergi ödemeden sürdürüyor. Dolayısıyla Bayan Zorlu'nun Fransa'daki servetinin DIŞ kaynaklı olduğu kesin. Akis dergisinin yayımı, Fatin Rüştü Zorlu'nun Türkiye dış ödemelerinde böylesine zorluk çekerken nasıl olup da dışarıya (Fransa'ya) döviz transfer edebildiğini sorguluyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki, Mr. Zorlu'nun hanımı Madam Zorlu'yu Türkiye'den, yani kendisinden uzak tutmak için çok GEÇERLİ ve ÖZEL bir nedeni var! (Büyükelçi bu alaylı tümceyle herhalde Zorlu'nun evlilik dışı bir ilişkisini vurguluyordu...) Tartışmalı namusu, karanlık kişiliği ve dengesiz karakteriyle tanınan Mr. Fatin Rüştü Zorlu, yalnız muhalefet tarafından değil, kendi parti saflarında da eleştiriliyor. Ancak Zorlu dahil üç eski bakan hakkında açılan meclis soruşturması elbette göstermelik olmaktan öteye geçmeyecek..."
Türkiye'de sevgili okurlar, bazı politikacı ve bürokratların rüşveti dövizle almalarına, kaçakçılık yapmalarına değil; bazı politikacı ve bürokratların bunca köklü hırsızlık geleneğine karşın, hâlâ daha namuslu kalıp hırsızları temizlemeye çalışmalarına ŞAŞMAK gerekiyor. DP'nin kuruluş yıldönümünde Tansu Çiller vb'nin niçin duygulanıp ağladıklarını ben çok iyi anlıyorum artık. Ya siz?