Feleğin şaşırdığı gece
Radikal · 14 Ocak 2001
Sizler CRS nedir, bilmezsiniz. Türkiye'den farkı, 'eğitimli' bir polis devleti olan Fransa'da en çok korkulan 'üniformalı' polis türüdür CRS. Adamın gözünün yaşına bakmazlar, en küçük bir terslenmede tıkarlar içeri kırk sekiz saat. Görünüşleri bile korkunçtur. Motorlu, yani çevik kuvvet olanları en korkuncu. Hepsi genç, seçmece karpuz gibi iri yarıdır; yakın dövüş tekniklerini iyi bilir ve silahlıdırlar. Dur ihtarına uymayanı vururlar. Av tablolarında epeyce çentik vardır. Dizlerine kadar yükselen siyah deri çizmeleri ve siyah üniformaları içinde Nazilerden tek farkları, başlarında çelik miğfer yerine motosiklet kaskları taşımalarıdır. İşte bizim alameti, bunlar durdurdu. Manzara şuydu: Süpersonik BMW'nin direksiyonunda Sarışın Felaket, kısacık kesilmiş saçları, dolgun dudakları ve tayyareci kılığıyla, Asi Gençlik filmindeki Marlon Brando'nun dişi versiyonu olarak oturuyordu. Yanında, yeşil kadife mantosuna sarınmış Mona Lisa pozunda ve primadonna duruşuyla saçlarını omuzlarına salmış bir Esmer Çıtır. Arkada, naçiz yazarınız. Sürücü kapısını markaja alan CRS: "Belgeleriniz!" diye kükrerken, diğer ikisi, kol gibi el fenerleriyle içeriyi taradılar. Zararsız olduğumuza hükmedince fenerleri söndürüp, arabanın içerde aydınlattığı muhtevaya daha bir alıcı gözüyle bakmaya başladılar. Sarışın Felaket, hem polise o virajı polis ezmemek için öyle canhıraş aldığını anlatıyor, hem de harıl harıl kimlik belgelerini arıyordu. Tabii bulamıyordu. Çünkü hepsini benim çantama koymuştu, ama işte benim çantanın da valizlik krizi tutmuştu; titrek ellerimle hallaç pamuğu gibi attığım içinden, defter çıkardım, kitap çıkardım, çorap, ilaç kutusu, makyaj torbası ve sonunda Sarışın Felaket'in paralarını, anahtarlarını ve belgelerini çıkardım. Esmer Çıtır: "Türk olduğumuzu anlarlarsa..." diye fısıldarken belgelere bir göz atan CRS: "Kanadalı mısınız?" dedi. Sarışın Felaket, fırsatı kaçırır mı? Ellerini pencereden uzatıp, en şuh sesiyle: "Hem de Montreal'den! Derhal tutuklayın beni..." diye inledi. Esmer Çıtır'la naçiz yazarınız, aynı anda derin bir 'Oh!' çektiler. Bizim öz be öz Ankaralı sarışının, Kanada pasaportu taşıdığını unutmuştuk. Rahatladık. Üç CRS'de de gözle görülür bir gevşeme vardı. Sarışın Felaket'in, "Tutuklayın..." ricasına sesli sesli güldüler. Çam yarmalarından ortada duranı: "1993'te Quebec'te görevliydim!" deyiverdi. Bizim Sarışın'la aralarında, Kanada'nın Fransız bölgesi olan Quebec üstüne bir sohbet başladı. Artık gözaltına alınmayacağımız kesindi, ama üç çift göz üstümüzdeydi henüz ve belki.. para cezasından kurtulma şansımız da vardı. Bizim Esmer Çıtır'a doğru eğilip: "Seni sıcak basmadı mı?" dedim usulca. Anında anladı. Kadife paltosunun içinden balerin zarafetiyle sıyrıldı ve muhteşem dekoltesini serdi gözler önüne. Bendeniz, saygın bir yazar olarak salt gülümsüyor ve Türkan Şoray gibi göz süzmekle yetiniyordum dışarıya doğru. Sarışın Felaket ise, tümden azıtmıştı: "Kelepçeler nerede, lütfen götürün bizi ya da siz gelin!" demez mi? Üç çam yarması: "Nereye?" dediler. Sarışın Felaket, "Nereye isterseniz ama bir şartım var: Üniformalarınızla birlikte geleceksiniz. Üniformalara karşı zaafım var..." diye yalvarırken, İngiliz aksanıyla 'yuniform...' dedikçe polislerin yürek yağları eriyordu ama, artık onlar korkmaya başlamıştı. Hep böyledir. Erkek, kaçan kadını kovalar. Kadın kovalarsa, kaçar. Sonunda gülerek: "İyi eğlenceler..." deyip saldılar bizi.
Uslandık mı dersiniz? Ne gezer. O gece, Paris'in tüm kırmızı ışıklarından 180'le geçtik. Girmediğimiz in, gezmediğimiz bar kalmadı. Çocuklar gibi şen, üç kafadardık. Allah'tan sabah 6'da, Dört Rüzgâr Sokağı'nda Daniel'e rastladık da, 'Marş, marş eve!' komutuyla doğru hedefe döndürüldük. Yoksa halim haraptı. Bu öykü ucu ucuna ve uykusuz yazıldı. Ama benim cinsi latif tayfa kararlı; artık sık sık uykusuz kalacağım. Ebeveynsiz dağıtamıyorlarmış.