Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Yırtılan tarih

Radikal · 19 Ocak 2001

Birleşmiş Milletler, 1948 yılında 'soykırım' kavramını şu sözlerle tanımlamıştı: "Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir insan topluluğunu, ruhsal ve fizik anlamda kısmen ya da tümden yok edilmesine yol açacak koşullara bilinçli olarak boyun eğdirme eylemi..."

Dün Fransız Ulusal Meclisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermeni ahalisine 'soykırım' uyguladığını, tek tümcelik bir yasayla kabul etti. Yasa, "Fransa 1915 Ermeni soykırımını resmen tanır" sözlerinden ibaret. Yaptırımı henüz yok. Ama böyle bir yasa da henüz yokken, aynı Fransa, 1995 yılında "Ermenilerin maruz kaldığı katliamlar, soykırım değildir" diyen Amerikalı tarihçi Bernard Lewis'i, mezalime uğrayan Ermenilerin duygularını rencide ettiği gerekçesiyle manevi tazminata, 1 franklık cezaya mahkum etmişti. Lewis'i mahkum etmekle yetinmedi, Amerikalı tarihçinin bu görüşü savunan bir makalesini basan Le Monde gazetesini de suçlu buldu, manevi tazminata mahkum etti, tekzip yayımlamaya zorunlu kıldı. Eğer Le Monde gazetesi basım, Bernard Lewis de yazım 'suçunu' böyle bir yasadan sonra işlerlerse, hapis olmasa bile kuşkusuz daha ağır cezalara çarptırılacaklar. Ama artık ne bir gazete, ne de bir tarihçi böyle bir 'suç' işlemeyecek. Çünkü cesaret edemeyecekler. Zaten yasanın meclisten geçmesi sırasında, muhaliflerin hiçbirisi oturuma katılmadı, soykırım yoktur diyecek babayiğidi bırakın, "Bu soykırım tartışmalıdır" diyecek BİR kişi bile çıkmadı.

İçim acıyor. Çünkü, Fransa tek örnek değil. Çünkü, Fransa'dan önce Avrupa Parlamentosu, Yunan, İtalyan, Rus, Belçika parlamentoları ve Vatikan, Ermeni soykırımını tanıdılar. ABD'nin eli kulağında. Hazret Bush, bizzat imzasını taşıyan yazılı bir metinle, başkanlığı sırasında devletinin soykırımı tanıması için elinden gelen çabayı harcayacağına söz vermiş bulunuyor! ABD'de pek çok eyalet, zaten çoktan tanıdı.

İçim acıyor. Çünkü ARTIK, ecdadından iki askerin Ermeniler tarafından kıtır kıtır kesildiği ben bile, emin değilim gerçeğin ne olduğundan. Çünkü Türkiye, yıllardır ve yıllardır, tüm dünya "Soykırımı tanı, zaten sen yapmadın, senin yıktığın Osmanlı yaptı, hatırla ve özür dile!" diye üstüne gelirken, yalnızca ve yalnızca "Soykırım yoktur!" demekle yetindi. Ama soykırım yapılmadığını göstermek için hiçbir somut girişimde bulunmadı. Açtım dediği Osmanlı arşivlerini açmadı, uluslararası bir tarih konferansı düzenlemedi. Bu iş böyle böyle oldu, buyrun bakın, demedi.

Soykırım olmadığını kanıtlamadı!

Yüksek bir devlet yetkilisine, daha geçen hafta, niçin Osmanlı arşivlerinin estek köstek yapılmadan,

araştırmacı adayları imbikten geçirilmeden, kapı kapı dolaştırmadan, dürüstçe açılmadığını sordum.

Ne dedi biliyor musunuz? "Bazı araştırmacılar belgeleri yırtıyor da ondan!"

Tarih arşivlerini bırakın bilgisayara geçirmeyi, henüz tasnif edemeyen, Osmanlıcasını Türkçeye tümüyle çeviremeyen, arşivleri karıştıran bir araştırmacının başına nöbetçi dikemeyen bir devletin, samimiyetine ne kadar inanılır, söylediğinin doğruluğuna ne kadar, söyler misiniz bana?

İçim acıyor.

Bilmek istiyorum, ben de. Türklerle Ermenilerin birbirini boğazlaması bir soykırım mıdır, değil midir? Soykırımsa da bilmek istiyorum, değilse de bilmek. Gerçeği öğrenmek istiyorum, yalnız gerçeği! Ve o gerçek ne olursa olsun, sorumluluğunu sonuna kadar taşımaya, gerekeni yapmaya ve vatanımın çıkarlarını savunmaya hazırım.

Cart curt edip büyükelçi çekmek, gerçekçilik değildir. Gerçekçilik, gerçeği ortaya döküp ürettiği sorunu çözmek ya da verdiği hakkı savunmaktır. O kadar.