Savaşçı uygarlık
Radikal · 20 Ocak 2001
Mutena Türk basınında, yalnız gazeteci gibi mankenlerimiz değil, manken gibi gazetecilerimiz de vardır bizim. Onlardan birini çok severim: Tuluhan Tekelioğlu. Bizim Tuluhan, hem manken gibi güzel, hem de akıllı ve düzgün bir gazetecidir. Üstelik silikonlu ve ameliyatlı değildir! Geçen gün Hürriyet gazetesinde, Türk toplumunun en önemli hastalıklarından biri, silah tutkusunu irdeledi ve psikiyatristlerle yaptığı röportajda, tüyler ürpertici bir gerçeği gözler önüne serdi. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü'nden bir grup uzmanın silah taşıyıcısı 7 bin kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, cennet ülkemizde 60 yaşın üstünde 300 bin kişi silahlı. Silah taşıyanların üçte biri paranoyak. Ve ruhsatlı silahla 10 yılda 927 cinayet işlenmiş. Tuluhan, röportajında Silah Ruhsat Yasası'nı ve çarpıklıklarını konu ediyor. Ama ben, onun sıraladığı bilimsel verilere bakarak başka bir hesap yaptım.
60 yaşın üstündeki silahşorlar, ruhsatlı silah sahiplerinin yüzde yedisiymiş. Bu ne demektir biliyor musunuz? Türkiye'de toplam 4,5 milyon kişi silahlı demektir. Bu sayıya ruhsatsız silahları da eklerseniz, sanırım 10 milyon SİVİLİN silahlı olduğuna hükmetmek abartılı sayılmaz. Bunlardan üçte birinin paranoyak olup olmadığı tartışmasına girmeyeceğim.
Ama hepinizi düşünmeye davet ediyorum: Ordusu ve polisi zaten silahlı, on milyon sivilin de silah taşıdığı bir ülkede; barışçı bir toplumdan söz edilebilir mi? Şiddetin bu denli yaygınlaşmasına şaşılabilir mi? Siviller arasındaki silah tutkusunun, normal insanlara özgü olduğu ileri sürülebilir mi?
Manken gibi gazetecimiz Tuluhan Tekelioğlu'nun silah 'hastalığı' konusundaki röportajının Hürriyet'te yayımlandığı gün, Sabah gazetesinin gazeteci gibi mankeni Deniz Akkaya, Yüksekova'daki bir ÇEYİZ mağazasının tanıtımı için Kalaşnikof kuşanıp poz veriyordu, sevgili okurlar. İşte iki güzel kadının arasındaki zekâ, meslek ve etik farkı budur: Tuluhan'a kimse, elinde silahla poz verdiremez. Çünkü onun tek silahı, kalemidir. Ötekineyse, para bastıran herkes istediğini yaptırır: silah kuşandırır, kalem kuşandırır, hatta giydirmekten çok soyundurur. Gün gelir kalemini de, öyle tutma, böyle tut derler; parasını bastırdıkları yere koydururlar!
Silah milah bile değil, bir ÇEYİZ mağazasının Kalaşnikof'la tanıtıldığı ülke de; iktidar ortağı bir parti, MHP'nin Kızılcahamam kampında siyasal eğitim nasıl yapılır peki? Elbette ormanda silah talimi yapan milletvekilleriyle. Peki sizce, böyle bir ülke dışarıya nasıl bir görüntü verir? Yabancı gözlere nasıl görünür?
İşte size bir örnek: Le Monde gazetesindeki eğlenceli sütununda, dünyanın dört bir yanından garip olaylara yer veren Christian Colombani, geçenlerde Almanya kaynaklı bir haber yayımladı. Merkezi Düsseldorf'taki 'SOS Van Cats Rescue Action' adlı bir dernek, Türk ordusunu iki yüz Van kedisini 'Kürt kökenli' oldukları gerekçesiyle imha etmekle suçluyormuş! Colombani, yorumsuz verdiği haberde bu iddianın, Van kedilerinin Türklerle birlikte Orta Asya'dan geldiğine inanan Türk milliyetçilerini çok şaşırttığını söyleyerek dalga geçiyor.
Harvard Üniversitesi'nde tarih doktorası yapan okurum Ali Yaycıoğlu: "Yedi yıldır Kanada ve Amerika'da okuyorum. Türkiye kadar sevilmeyen bir ülke görmedim. Her kesimden insan, Türkiye hakkında atıp tutuyor. Harvard'da ülkemiz konulu yirmi konferans düzenledik. Yabancılar nezdinde Türkiye, hep kötü, anormal, acayip insanların yaşadığı tuhaf bir ülke. Çok sıkıldım, Mine hanım, çok sıkıldım..." diye dile getiriyor umutsuzluğunu.
Bir zamanlar, asri medeniyet seviyesine ulaşmak için yola çıkan Türkiye'nin saygın bir yeri vardı dünya kamuoyunda. Vara vara, 'barbar' ülkeler arasında yerimizi aldık. Katil eskisi millet temsilcileri, çeyiz Kalaşnikoflar ve gazeteci gibi mankenlerin oluşturduğu bir gelecekle; eğitimli ve örgütlü Ermeni lobisinin savunduğu tarih arasında, sizce dünya kimin yazdığı tarihe daha çok inanır acaba?