Ferda ilter
Radikal · 21 Ocak 2001
Size bu satırları yazarken, bu akşam Fransız TV5'teki Kiosque programında Türkiye'yi 'nasıl' savunabileceğimi düşünüyorum, sevgili okurlar. Dört yıldan beri iyi ve kötü haberleri paylaşa paylaşa artık arkadaş olduğumuz yazıişleri yönetmenim Sylvie Brebant, "Ermeni yasasını da ele alacağız, Türkiye'nin tepkilerini içeren tüm gazeteleri getir," dedi. Yani bu akşam, Türk basınının mutena örneklerini de ekrana taşıyacağız. TV5'in haber dairesi müdürü ve 'anchorman'ımız Philippe Dessaint, konuya ne kadar yer ayıracak bilmiyorum. Çünkü bir saatlik canlı yayında, tüm dünyadaki haftalık gelişmeler tartışılacak. Öyle bir ayarlamalıyım ki söyleyeceklerimi, itiraz edemeden, kesemeden dinlesinler. Dolayısıyla en vurucu mesajı, ilk on beş saniyede verebilmeliyim. Elbette savunacağım vatanımı. O topraklarda benim dedelerimin, amcalarımın kanı; anamın ve babamın alın teri var. Ama savunmak var, savunmak var. Ermeni soykırım yasası olayından beri, sözümona vatansever kimileri yine Osmanlı usulü şahlandılar ve Türkiye sütten çıkma ak kaşık, herkes haksız biz haklı dogmasını, vatan savunması sanıyorlar. Bu adamlar, cumhuriyet ve demokrasinin her şeyden önce 'sansürsüz tartışma' ve gerçeği tüm sorumluluklarıyla üstlenip arkasında
onurla durmak olduğunu hâlâ anlayamadılar. Çünkü hâlâ cumhur ve demokrat olamadılar. Osmanlı'nın zart zurt mantığıyla cart curt etmekten öteye geçemediler. Oysa Türkiye'yi savunmak, artık 'gerçeği' savunmaktan geçiyor. Çünkü Türkiye'nin korkutucu bir gerçeği yok. Türkiye'nin en korkunç tarihi, tüm devletlerin tarihlerinden daha korkunç değil. Yeter ki o tarih gizlenmesin, saklanmasın. Gizlinin saklının savunması mümkün değildir. Tüm dünya: "Ermenileri katlettiniz!" derken, "Hayır onlar bizi katletti, biz hiçbir şeycik yapmadık!" demek inandırıcı değildir. Gerçek, iki halkın birbirini katlettiğidir, belki. Böyle bir kabulleniş, doğru bir savunmanın tabanını oluşturabilir. Oysa bizlerden bu gerçeğin yarısı, yani bizim Ermenilere yaptıklarımız hep gizlendi. Ama tam da gizlenemedi. Ecdadından bir büyükbaba ve bir büyükamcanın Ermeniler tarafından öldürüldüğü ben, kin tutmuyorum Ermenilere. Çünkü...
Sözü G.KAYA adlı okuruma bırakıyorum: "Annem, Dersim doğumlu ve halen 90 yaşlarında. Ermenilerin bölük bölük birbirlerine bağlanıp kamplara sevk edildiği günleri görmüş. O günlerde bir Ermeni'yi akraba ilan edersen ya da bu benimdir dersen, kimse karışmazmış, hatta kolluk güçleri alıp götürmezmiş kimseyi. Dedem, erkek çocuğu olmadığı için, bütün ailesi öldürülen, yani öksüz ve yetim bir Ermeni gencini gözüne kestirmiş, çoban olarak yanına almış. Çocuk on dört, on beş yaşlarındaymış. Bir süre karın tokluğuna çobanlık yapmış, evin işlerini görmüş. Bir gün, güttüğü sürüden bir dana kaybolmuş. Dedem çok kızmış Ermeni delikanlıya. Kayıp danayı birlikte aramaya çıkmışlar. Bulamamışlar. Ertesi gün yine aramışlar ama nafile. Devir açlık devri. Seferberlik. Kimbilir kim çalıp yemişti danayı. Ama ikinci günün sonunda danasını bulamayan dedem, Ermeni çocuğun başına mavzeri dayayıp çekmiş tetiği. Eve dönüp oturmuş köşesine. Annem, gözleriyle gördüğü bu cinayeti bana anlatırken acı çekiyordu hâlâ. Ben de duyduğuma pişman oldum. Keşke anlatmasaydı. Artık dedemi andıkça, bir katilin torunu olmak yükü biniyor omuzlarıma, sanki rahat bir hayatım varmış gibi. O çocuğun, on dört yaşındaki o yetimin vurulduğu yeri bilseydim keşke. Bir çiçekle özür dileyebilseydim. Adını bilseydim. Yaşasaydı akrabam olacaktı. Belki sizlerin de akrabası olacaktı..."
Bilmem başka söze gerek var mı? Başkasından insaf talep ederken, insafın ne olduğunu ne zaman hatırlayacağız? Yanlış tarihin yeni bir yanlışla düzelmeyeceğini ne zaman öğreneceğiz?