Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Devlete rağmen

Radikal · 31 Ocak 2001

'Marianne' dergisi, ünlü gazeteci ve yönetici Jean François Kahn'nın dâhiyane formülüyle üç yıl önce basın dünyasına katıldı ve halen 210 bin haftalık satışıyla Fransa'nın en önemli siyasal dergilerinden biri sayılıyor. Geçen pazartesi piyasaya çıkan son sayısında, Martine Gozlan'ın naçiz yazarınızla Ermeni soykırım yasası üstüne yaptığı görüşmenin sonucunda yazdığı bir yorum yer alıyor. Martine çok sevimli ve hiçbir takıntısı olmayan, yansız bir gazeteci. İki kez görüştük ve hemen ahbap olduk. Sözleştik, şubat ayının sonunda Jean François Kahn'ı da aramıza alıp üçlü bir yemek yiyeceğiz. İlk kez aradığında, Martine yalnızca konu hakkında bilgi istiyordu. Verdim. İkinci kez görüştüğümüzde, yazısında adımı geçirip geçiremeyeceğini sordu ve konuya değgin kişisel görüşümü istedi. Yine verdim. Bir de baktım ki, söylediklerimin tümünü eksiksiz kabullenmişler ve Martine Gozlan'ın yorumu yanı sıra, Fransa'nın Cezayir'e değgin ikiyüzlülüğünü vurguladığım bölümünü, ikinci sayfada derginin görüşü olarak yansıtmışlar. Hem keyiflendim, hem de acı acı güldüm.

Keyiflendim tabii, çünkü saygın bir Fransız medyasının daha güvenini kazanmıştım. Acı acı güldüm; çünkü bu medyalara girebilmek, derdini anlatabilmek için çırpınan ve parayla vermek istediği ilanlar bile reddedilen Türkiye'yi...

Türkiye devletinin mahkemeye verdiği, mahkûm ettirmeye ve susturmaya çalıştığı bendeniz

savunmak zorunda kalıyorum.

Asla yapmadım ve yapmam. Ama bir an durup düşünün: Eğer sütü bozuk biri olsaydım ve Avrupa Basın Kulübü'nün bir toplantısında, TV5 televizyonunun Kiosque programlarından birinde, zaman zaman görüşlerimi isteyen LCI, France3 gibi televizyonlarda ya da Marianne gibi bir dergi başvurduğunda, laf arasında Türkiye'de bizzat Adalet Bakanı tarafından mahkemeye verildiğimi, Sağlık Bakanı, Emniyet güçleri vb. toplam 12 davadan yargılandığımı söylesem, sizce Türkiye devleti hakkında ne düşünürler dersiniz? Ayrılıkçılık, PKK'cılık, teröristlikle ilgisi bulunmayan, çok istenmesine rağmen DGM'ye verilemeyip ağır ceza mahkemelerinde süründürülen bir gazeteciyle böylesine uğraşan bir devletin; Ermenilere, Kürtlere yapmadıklarını bile yaptığına kanaat getirmezler mi?

Ermeni soykırımı konusunda, Fransız medyasının geniş geneli soykırıma değil, yasaya karşı yayın yaptılar. Ancak bir nokta dikkatimi çekiyor.

Paris'te bir büyükelçiliğimiz olmasına ve o büyükelçilikte çok iyi Fransızca konuşan diplomatlarımız bulunmasına rağmen, Fransız basını büyükelçiliğin görüşlerine başvurdu, ama verilen görüşe itibar etmedi. Neden derseniz, büyükelçiliğin resmi dili hiç inandırıcı değil ve olamıyor. Oysa bir zamanlar Paris'te, resmi görüşü dile getirse bile inandırıcı olabilen diplomatlar vardı. Cesur, hazırcevap diplomatlar. On yıldır buradayım. Onları da tanıdım, şimdikileri de. Aradaki farkı görüyorum.

Geçen yıl, 'Gülün Öteki Adı' adlı kitabımın Fransızcası yayımlandı. Yayımcı, bir tanıtım kokteyli düzenledi. Ben de bütün tanıdıklarımı, Fransız gazeteci arkadaşlarımı ve kimi büyükelçilik mensuplarını davet ettim. Herkes geldi, bir grup hariç: Büyükelçilikten kimse yoktu ve zahmet edip bir çiçek bile göndermemişlerdi. Çünkü aynı günlerde, Radikal gazetesi hakkımda 31 yıl hapis cezası istendiğini manşete taşımıştı. Büyükelçilik, devletle mahkemeli bir yazarı kutlamaya korktu. Oysa peşinden koştukları ve bir türlü ulaşamadıkları Fransız gazeteciler, o gece benimle birlikte ve yanımdaydılar. Eğer bir temas kurulacaksa basınla, aranıp da bulunamayan bir fırsat sayılırdı. Geceye katılan tek cesur ve resmi kimlikli Türk, bir kadın oldu: UNESCO büyükelçimizin eşi Pınar Fırat, hem kendini, hem de eşini temsil ediyordu. Hiç unutmayacağım. Tam kadro katılmayan Türkiye büyükelçiliğini de unutmadığım gibi. Bir yıldır, büyükelçiliğe adımımı atmadım, atmam.

Bütün bunlar, kimilerine kendimi anlatıyormuşum gibi gelebilir. Ama doğru okuyan, bir ulusal davanın nasıl kaybedildiğini de görebilir. Kendimi anlatmış olsam bile, bağışlayın, çok dolmuştum. Türkiye ile iplerin iyice gerildiği bir Fransa'da yalnız gazetemi değil, ulusumu ve yurdumu hem de derin bir yalnızlık duygusuyla temsil etmek zorunluluğuna, galiba alışmam gerekiyor artık.