Sarayda cinayet
Radikal · 2 Şubat 2001
Bob Liepman, Amerikalı bir sanatçı. George W.Bush'un başkan seçilmesini bir türlü hazmedemiyor ve: "Biz Amerikalılar demokrat ve özürlü insan haklarına saygılı milletiz. Zekâ özürlülerini bile istihdam ediyoruz. Bir geri zekâlıyı da başkan yaptık..." diyor.
Dün, ABD'ye çok yakın bir ülkenin de insan haklarına saygıda, sesinin sahibinden aşağı kalmadığı ve Kırokrasi rejimini icat edip, bellek özürlü bir bunakratı başa getirdiği anlaşıldı, sevgili okurlar. Belki de Yunanca kökenli olduğu için bir türlü kanın ısınmadığı Demokrasi, oldu bu ülkede Kırokrasi. Kırokrasi, tam bu ülkeye göre bir rejim. Demo, yani halk; kıro pazarında gözüne kestirdiği kıroları özgürce seçiyor. Özellikle eski katil zanlıları, eski mahkûmlar, dövüş deneyimlerinden ötürü tercih ediliyor. Ülkenin Demo'ları bu kıroları besliyor, giydiriyor, dokunulmazlıkla kuşatıyor, silahını milahını temin ediyor, sonra salıyor 'krasi' yani iktidar arenasına. Artık kimin temsilcisi kıro, ötekinin temsilcisi kıroyu yerse. Vur abalıya. Aslında yalnızca dövüşmeleri isteniyor kıroların. Ama bazen ölümler de oluyor. Yalnız demokrasi şehitleri olacak değil ya. Kırokrasi'nin de şehitleri var. Bu ülkenin kırokratik rejim dövüşlerine elbette bir hakem gerekiyor. Özürlü İnsan haklarına saygı gereği, o da bir bunakrat. Görmüyor, bilmiyor, duymuyor, bir ölü yerine iki ölü diyor, kulaklığına fısıldananla yetiniyor, parmağını kaldıracağına indiriyor, zaten o zaman kırolardan biri haşat ediliyor.
Türkiye, yukarda anlattığım kırokrasinin tam tersine, demokrasi rejimiyle yönetilen bir ülkedir. Kimse TBMM'nin saygınlığına dil uzatamaz. TBMM'de saygın yumruklar konuşturulur, saygısız diller susturulur. TBMM'de olanlar, milletvekillerinin demokratik kalitesinin, yasama iradesinin en belirgin ifadesidir. Bu saygın belirginlik sonucu, cinayet anında ve sonrasında bile, insan olarak ne öldürene, ne de ölene acıyabilirsiniz. Ölen, silahla girilmemesi gereken bir tartışma mevkiine, silahla girmiş ve saygıyla öldürülmüştür. Öldüren, zaten öldürme suçu zanlısı, yani saygın bir mahkûm eskisidir. Öyleyse mesele nedir?
Mesele, sayın başbakanımızın dediği gibidir. Muhalefet meclisi basmıştır. Terör yaratmıştır. Demokrat güçler de teröristlerden birini öldürmüştür. İktidar her zaman haklıdır. Muhalefet partilerinin Meclis'teki söz hakkını sınırlamak gerekir. Zaten demokrasilerde iktidar olmak, muhalefeti susturmak demektir. Nokta. Satırbaşı. Beyaz sayfa.
Sarayda bir cinayet işlenmiştir. Türkiye saraylara ve sultanlara alışıktır. Sultan ve sulta rejimlerine, demokrasiden daha yatkındır. Sayın Ecevit, giderayak ve bir ayağı çukurda, sulta rejimini de denemeye kararlıdır. Hayırlı ola. Yeter ki saygın koalisyon bozulmaya. Yeter ki devletimizin saygınlığı, artık nasıl korunacaksa, koruna.
Eski demokrat sultanımız sayın Ecevit, özellikle devletin saygınlığına çok titizdir. Mecliste işlenen cinayette hiç bir saygısızlık belirtisi görmez, ama baaaak, bir Cumhuriyet savcısı bağımsızlık belirtileri gösterdi mi, hemen soruşturma açtırır. Çünkü ustası Demirel'den devlet nasıl yönetilir, öğrenmiştir. 1978 yılında, tüm NATO ülkelerinde rüşvet dağıttığı ortaya çıkan Lockheed firması, isteyen tüm devletlere, kimin rüşvet aldığına dair bilgi vermiş; tüm ülkeler rüşvetçileri bir bir cezalandırmış; bir tek Türkiye bilmek ve bulmak istememiş ve Demirel'in ricası üzerine Lockheed, bir tek bizim yargıya rüşvetçi listesi göndermemiştir.
Ecevit, Beyaz Enerji Operasyonu'nda işte bu saygınlığı korumak istemektedir. Talat Şalk, hiçbir anlamda diplomatik misyonu bulunmayan iki yabancı kuruluştan bilgi istememeliydi tabii. Çünkü sultanımız, o bilgileri bilmek istememektedir. Türkiye'de adalet bağımsız değil, devlet adaletten bağımsızdır. Yeni sultanımız Ecevit sayesinde, saygınlıktan da palamarı çözdük zaten. Bundan böyle bu devlete saygınlıktan bile bağımsız demeyenin, alnını karışlarım.