Vatanseverlik nedir?
Radikal · 24 Şubat 2001
Bilmem farkında mısınız? Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı olduğu günden beri, bu sütunda kendisi hakkında salt iki icraatına yönelik 'haklıdır' sözü yayımlandı ve kişiliğini kapsayan bir övgü yazısı yer almadı. Oysa 1980 darbesinden sonraki dönemi Türkiye'nin üçüncü sivil miladı kabul edecek olursak, Turgut Özal ve Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlıklarının hangi işlere yaradığını gören herkes gibi, ben de Ahmet Necdet Sezer'i yerlere göklere koymayabilirdim. Hatta kamuoyu ve halkın genel eğilimine endeksli bir yazar olsam, Sezer'i üçüncü sivil miladın en iyi devlet adamı kabul etmek için pek çok neden var. Ama yapmıyorum, yazmıyorum ve yazmayacağım. Çünkü yaşadığım kısa tarihten çıkardığım uzun sonuçlar, bana Türkiye'nin kaderine egemen olan insanların hiçbirine TAM olarak güvenmemeyi, teoride iyi niyetli ve yararlı sandığımız kişilerin, pratikte ülkeye en büyük kötülükleri yaptığını, zarar verdiğini gösterdi.
Türkiye'de yarım yüzyıldır dörtdörtlük bir devlet adamı çıkmadı. Hiçbirisi 'ak' değildi. Ya düpedüz karaydılar, ya da grinin tonları. Türk milleti, olması gerektiği gibi olan her şeye, her mercie, kişiliğe hasret kalmıştı. Yalnızca olması gerekeni olan Ahmet Necdet Sezer'e 'kahraman' muamelesi yapıyor. Oysa Sezer,
olağan bir cumhurbaşkanı gibi davranıyor o kadar. Şimdilik. Ve ben, halkımın coşkusuna katılmıyorum. Çünkü Sezer'i enine boyuna tanımıyorum. Amigo değilim. Bugün övüp yarın yerenlerden olmak istemiyorum. Beklemeyi ve görmeyi, çabuk iyimserliğe kapılmamayı öğrendim. Çünkü Türkiye'yi yönlendirenlere karşı her iyimser yaklaşımım, bugüne değin düş kırıklığıyla cezalandırıldı. Kuşkuya ve olumsuzluğa koşullandım. Çünkü yalnız onlar doğrulandı.
Güvenilen ve inanılan insandan yenilen kazığı, ihanet gibi algılıyor insan. Güvenilmeyen ve inanılmayanın yaptığını ise, salt kötülük. İşte bu kapsamda, Türk milletini en büyük düş yıkımına uğratan politikacı ve parti, Bülent Ecevit ile DSP'sidir. DSP'sidir diyorum, çünkü Ecevit siyasal yaşamının en büyük hatasını yapar ve ülkenin en karanlık sayfasını açarken 'Başkanımızın sesi titredi' diye gözyaşı dökenler, milletin değil, başkanın adamlarıdır. Ecevit ve partisi, kendilerine bağlanan tüm umutlara ihanet ettiler. Laikiz dediler; dincilere göz kırptılar, şekerlendirilmiş şeriatçı Gülen'e arka çıktılar, şeyhleri şıhları nerelere koyacaklarını bilemediler, cami türbelerini kanundışı tarikatçıların gecekondu mezarlığına döndürdüler. Bağımsız adalet dediler; asbaşkanları mikrofonlar önünde cumhuriyet savcılarına çıkıştı. Parti içi muhalefeti temizledi, taraftar sandığı Cumhurbaşkanı muhalif çıkınca, yetkilerini kısıtlayarak devre dışı bırakmaya çalışıyor.
MGK'da yaratılan suni krizden bir gün önce, ne demişti Ecevit, Irak'a yapılan Amerikan saldırısı konusunda? "Bizden izin almadan İncirlik'i kullanamazlar, İncirlik tümüyle denetimimiz altındadır!" demiş miydi, dememiş miydi? Sözün üzerinden üç gün sonra ABD, Irak'ı yeniden ve hem de İncirlik'ten kalkan uçaklarla vurdu, iyi mi?
Ortaklarına hiç sözüm yok. Çünkü onların ne olduğunu zaten biliyorduk biz. Ama Ecevit ve DSP'sinin başı çektiği bu koalisyon hükümeti, Türkiye'yi yalnız içerde değil, dışarda da madara etti. Ne ekonomiye geçiyor sözü, ne ABD'ye. Türkiye'de otoritesiz bir otorite var. Vatansever geçinen bu Başbakan ve yardımcılarının derhal istifa ederek, yerlerini yıpranmamış teknokratlara, bir kriz hükümetine bırakmaları gerek. Halkın güven duyduğu bakanlar yerinde kalabilir, ama biri titrek üç ayaklı başın mutlaka değişmesi elzem. Ve teknokrat olması, en mantıklısı. Çünkü üç parti liderinin hiçbiri üstünde ulusal konsensüs, halkın oyçokluğu yok. Vatanseverlik, şimdi, hemen politikacı olmayan bir hükümet başkanlığı gerektiriyor.
Türkiye'nin hiç bilmediği bir erdeme, koltuğunu vatana feda eden politikacılara acilen ihtiyacı var. Koltuksever çok gördük de, bakalım vatansever var mı?