Bu sizin eseriniz
Radikal · 28 Şubat 2001
1937 Nisan ayında Alman Condor uçaklarının minicik Bask kenti Guernica'yı bombardımanı, İspanyol İç Savaşı'nda Cumhuriyetçilerin yazdığı destanın son sayfasını açmıştı. Paris'te yaşayan Pablo Picasso, Guernica kıyamını bir gazeteciden dinledi. åşık olduğu savaş muhabiri Dora Maar'dan. Tam o günlerde Cumhuriyetçi İspanyol hükümeti, gurbetteki yurttaşı Picasso'ya Paris Uluslararası Fuarı'ndaki İspanya pavyonu için bir resim ısmarlamıştı. Dora Maar'ın anlattığı bombardımanın etkisinde kalan Picasso, fırçasını çaresiz öfkesine bandı, o günden bugüne yaptığı en büyük, en derin, en sert ve etkileyici resmini yaptı. Tablonun adı GUERNİCA'ydı. Öylesine olağan dışı, öylesine korkunç ve çarpıcı bir eserdi ki Guernica, resmi ısmarlayan Cumhuriyetçi İspanyol hükümeti bile şaşırdı, beğenmedi, sergilemedi. Tablo fuarda yer alsın mı, almasın mı diye tartışıldığı sırada, ünü tüm Paris'e ve birkaç yıl sonra Fransa başkentinin efendisi olacak Almanlara kadar ulaşmıştı. Faşist Almanya, tıpkı komünist Rusya'nın yaptığı gibi o yıllarda, kübizm gibi yeni akım ve arayışları resmen 'soysuz' sanat olarak nitelendiriyordu. Ama gizliden gizliye merak edip izlemekten de geri kalmıyordu. Ne de olsa sanata duyarlı milletti Almanlar.
Bir gün, Picasso'nun Seine Nehri'ne bakan Saint Augustin rıhtımındaki atölyesine kordiplomatikten bir Alman generali geldi. Ustanın resimlerine bir bir baktı, sıra en son tablosuna, dev boyutlardaki Guernica'ya gelince, uzun uzun seyrettikten sonra yüzünde iğrenir gibi, küçümser bir hayretle dönüp: "Bunu siz mi yaptınız?" diye sordu.
Picasso'nun yanıtı tokat gibiydi: "Hayır General, siz yaptınız!"
Bizim yurdumuzdan hiç Picasso düzeyinde ressamlar çıkmadı. Ama Picasso tablolarının bol kopyası bulunuyor. Bizim yurdumuzdan yarım yüzyıldır gerçek politikacı da çıkmadı. Ama taklitleri var. Sahteleri var. Sökülüp, yırtılıp duruyorlar. Milletçe, sürekli bir prova halindeyiz. Hayatımız prova. Üstelik hep sahtelerin, taklitlerin ve gibilerin provasındayız. İşte size politikacılığı en iyi taklit eden elli yıllık fason devletlünün son provası:
Süleyman Demirel (hazretleri mi demeliyim, yoksa hasretleri mi acaba?), geçen pazartesi günü Milliyet gazetesinde yayımlanan röportajında, MGK'da patlayan yapmacık krizi eleştirmiş, devletin tepesinde kavga edenlere vermiş veriştirmiş ve kendi fason zamanını örnek göstererek: "Herkes Ecevit'le benim birbirimizi bir kaşık suda boğacağımızı zannediyordu. Ne ben ne Ecevit, şahsi işlerimizi değil, siyasetin bize dikte ettirdiği işleri yaptık!" demiş.
Hazretin (ya da hasretin) repliklerini duyunca provada iğne batmış gibi oldum, kanım beynime sıçradı, gözüm döndü, sevgili okurlar. Ve sesimi sesinize katarak, yani sessizce haykırıyorum:
"Hayır sayın Demirel, siz Ecevit'le birbirinizi bir kaşık suda boğmadınız! İkiniz bir olup koskoca bir ülkeyi, Türkiye'yi boğdunuz!"
Türkiye 1980 Eylül ayında asker postallarına, suda değil kan banyosunda boğulurken yapıştı cankurtaran simidi diye. Biriniz ötekini terörün suçlusu olarak gösterirken, millet, 'devlet devlet' diye inler ve sizler bir cumhurbaşkanı seçtiremezken; sizler körebe olup Meclis'e elim sende oynatırken, Ecevit'in kara dediğine siz ak derken ya da tersi; tam olarak da Abdi İpekçi öldürülüp siz, evet siz sayın Demirel: "Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz!" derken ve bu ülkenin ayağına Kıbrıs taşı bağlayıp ambargo denizine salladıktan sonra hiçbir varlık gösteremeyen, yokluk üretmekten başka hiçbir yetenek sergilemeyen Ecevit'le siz, "İnadım inat, politikam iki kanat!" diye zıtlaşırken boğulduk biz asıl!
Bu ülkeye IMF, ilk kez sizin zamanınızda geldi. Hazine sizin zamanınızda bir dolara muhtaç kaldı, ekonomi sıfırı ilk kez sizin zamanınızda tüketti. Sizlerin sayesinde yağ kuyruklarında, akaryakıt kuyruklarında, darbelerde boğulduk.
Eğer bugün Türkiye, bilmem kaçıncı devalüasyon altında, bilmem kaçıncı IMF planıyla eziliyorsa, varsıllar arsız, yoksullar terörist oluyorsa, düşünce adına şeriatçılık üretiliyorsa, beyni yıkanmış bir toplumun anlamadan seyrettiği bu tablonun altında Demirel ve Ecevit imzaları var.
BU TABLO SİZİN ESERİNİZ. İyi bakın. Ve boşuna prova yapmayın. Bu tarihi siz yaptınız, ama biz yazacağız. Mezarlarınızın üzerine hem de. Zamanı gelince.