Bedevi utançlar
Radikal · 10 Mart 2001
Utanmak, teşekkür etmek ve özür dilemek insanı insan yapan üç nezaket eylemidir, sevgili okurlar. Ama utanmak, teşekkür etmek ve özür dilemeyi gerektiren olgular, ortak ölçütlere göre belirlendiğinden bir toplumdan diğerine değişebilir. Hatta aynı toplumda, ama aynı kültürden gelmeyen bir insandan diğerine de fark eder.
Örneğin...
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Suudi Arabistan Kralı Fahd Bin Abdülaziz'in Müslüman ülke temsilcilerine verdiği yemekte müthiş utanmış. Çünkü Suudi bedeviler, ziyafet sofrasına bağdaş kurup aynı siniden pilav avuçlayıp et parmaklar ve yağlı elleriyle sakallarını sıvazlarken, Türkiye'de dillenen 'kurbanlık tavuk' fikriyle alay etmişler. Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'ın "Tavuk da kesilebilir," önerisiyle pek eğlenmişler. M. N. Yılmaz çok rahatsız olmuş, zaten kendisi de "Vay nasıl
olur da benim ülkemde tavuk..." diye gocunmuştu, bir de bedevilerin diline düşünce fikir, utançtan yerin dibine batmış tabii.
Tabii diyorum ama, bu tabii M. N. Yılmaz için tabiidir. Naçiz yazarınızla Diyanet İşleri Başkanı elbette aynı kültür değerlerini paylaşmıyorlar; hatta aynı toplumdan çıkmaları bile her ikimiz için de talihsiz bir raslantı sayılır. Çünkü bendeniz, Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'ın kurbanlık tavuk önerisinden hiç utanmıyorum. Ama bedevi sofrasına çöküp ellerimle yemek yemekten çok utanırdım doğrusu. Hatta Suudi Kralı'nın sofrasına oturmaktan utanırdım. Çünkü Suudi Arabistan meydanlarında çuvala konulup taşlanarak linç edilen kadınlar gelirdi aklıma. Elleri kesilen hırsızlar, kellesi uçurulan mahkûmlar gelirdi. O sofraya çökenlerin, hamam âlemlerinde küçük oğlan çocuklarına, küçük kız çocuklarına neler yaptıklarını düşünürdüm; midem bulanır, yerin dibine geçerdim utançtan.
Oysa ben zaten Kral Fahd'ın yer sofrasına oturamam. Kadın olduğum için oturtmazlar bir, bağdaş kuramam iki. Rahmetli babacığım da kuramazdı. Vücut yapımız göçebeliğe müsait değildir. Dünyaya erkek olarak gelseydim ve diyelim ki bir mucize ve tesadüf sonucu, o sofraya bağdaş kurup otursaydım... Mümkün değil çenemi tutamaz ve Suudilerin şeytan taşlama organizasyonuyla alay ederdim örneğin. Şeytan dedikleri, Mina'ya dikili bir taş. Yüzyıllardır taşlana taşlana, üstüne herhalde katrilyonlarca taş atılmıştır, taş olsa çatlardı, unufak olurdu, kesin. Ya Suudiler arada bir taş atılacak taşı değiştiriyorlar ya da Mina'nın ortasındaki taş, gerçekten şeytan. Dikkat ettim, her yıl kendisini taşlayanlardan kırkını ellisini haklıyor. İntikam alıyor besbelli ve farkındaysanız Allah, şeytana kalkan elleri pek korumuyor.
Oysa Prof. Dr. Beyaz'ı korudu Allah. Öldürmeye kalkıştılar, öldürtmedi. Zararsız bir adem çünkü Beyaz. Üstelik kurbanlık tavuk fikri de bence, Allah'ın indinde pekâlâ makbuldü. Çünkü... Türkiye'de yakın zamana kadar horoz da adanır, kurban edilirdi. İşte kanıtı: 1958 yılı Kurban Bayramı'nda, restorasyonu bitip ibadete açılan Eyüp Camii'nde 500 horoz kesmiş müminler. Fransa Dışişleri Bakanı Christian Pineau'ya aynen böyle yazmış devrin Ankara Büyükelçisi Henry Spitzmuller. Uyduracak değil ya!
Bence M. N. Yılmaz, asıl bugünkü büyükelçilerin bugünkü bakanlarına yazdıklarından utanmalı: Kasap müsveddelerinin elinde göçebe mezbahaya dönen bir ülkeyi tasvir ediyorlar çünkü.
Bedevilerin tavuklara ne yaptığını bilmem ama, Türkiye'nin bir Kurban Bayramı sonrası daha tüm dünyaya rezil olduğu kesin.