Hali, halu, ha bu diyar!
Radikal · 16 Mart 2001
Tansu Çiller, partisinin önceki günkü grup toplantısında: "Ancak Türkiye gibi bir ülkeyi bu tür halis.. halus, halu, halusi..." diyerek hükümeti eleştirmeye çalışmış. Allahtan kendisini izleyen gazeteciler artık Çiller'i o kadar iyi tanıyorlar ki, 'yalı' deyince 'malı' anlayacak, 'yangın' deyince 'yalı'yı anımsayacak kadar idmanlılar ve devrik devletliyemizin hangi sözcüğe dilinin dönmediğini kavrayınca, hep bir ağızdan: 'Halüsinasyon!' diye bağırmışlar. Tansu Çiller, sözcüğün aslını duyunca: "Bunu söylemekte, Türkçesini ifade etmekte sıkıntı çekiyorum!" diye yakınmış.
Tansu Çiller bilmez ama, 'halüsinasyon' sözcüğünün Türkçesi 'sanrı'dır, sevgili okurlar. İyi ki Tansu Çiller, 'sanrı' demeye kalkmadı. Anasının çıkısı, çar kocasının çil çil altınları, Suna hanımın çiftliği falan aklına gelir, dili: "sana.. sarı.. suna.. para.. Tanrı" diye de sürçebilirdi. Dil sürçmesi deyip geçmeyin. Psikolojide 'lapsus' denilen dil sürçmesi, konuşurken 'lapsus linguae', yazarken 'lapsus calami' oluşturur ve Sigmund Freud, dil sürçmelerinin kişinin bilinçaltını açığa vurduğunu ileri sürer. Örneğin, 'akşam' demek isterken ağzından 'sakşam' sesi çıkan kişi, aslında sabahı düşünmekte-
dir. Tabii ben bu işin uzmanı değilim. Ama yaklaşık bir tahminle, Tansu Çiller'in 'halüsinasyon' diyemeyip kekelerken, aslında ya kendi halası ya vatanın 'halas', yani kurtuluşunu.. ya da.. ya da bizim tanımadığımız bir Halis beyi düşündüğüne eminim! Hulusi de olabilir.
Ama Tansu Çiller için ikinci şık, bilinçaltında vatanın 'halas'ı fikrini taşımak pek geçerli değil. Çünkü Türkiye, en baba zorlukları onun iktisatçı başbakanlığı sırasında yaşadı. Örneğin dövizle borçlananlar ilk kez, onun iktidarı sırasında kan kustular. Şimdi can veriyorlar. Konuşmasının teklemediği yerinde ne demiş Çiller? İsim vermeden Kemal Derviş'i kastederek: "Ne kadar iyi iktisatçı olursa olsun 20 yıldır Türkiye ile ilgisi olmayan biri gelip, Türkiye'yi bir anda düzeltemez" demiş.
Çiller'in bilinçaltı dopdolu, bilinçüstü bomboş, anlaşılan. Kendisi bakan iken, başbakan iken ne kadar zamandır Türkiye'deydi, anımsamıyor.
Özünün de ABD'den ithal, daha doğrusu ABD tarafından Türkiye'ye ihraç edildiğini şıpınişi unuttu. Ve Türkiye ekonomisinden ne anladığını, kimin ekonomisini nasıl düzelttiğini hepimiz gördük, biliyoruz, bir kendisi hatırlamıyor.
Ama işte, bilinçaltı öyle yüklü ki, belki de kendi deneyimine dayanarak, kendi aczini itiraf etmiştir, yirmi yıldır Türkiye ile ilgisi olmayan kişinin Türkiye'yi düzeltemeyeceğini söylerken. Kemal Derviş'in ismini açıkça vermemesinde, böyle bir
tespit görüyorum ben.
Tansu Çiller'in ağzında evirip çevirip çıkaramadığı baklanın adı, kuşkusuz üçüncü şıkta gizli. Tansu hanım, Kemal Derviş'in yerine ya Halis ya da Hulusi hayal ediyor, belli. Araştırmacı gazeteci olsaydım, vallahi anında bu isimlerdeki 'çarlık' erkânının peşine düşerdim. Belki de Çiller hanedanının gizli akıl babası bulunurdu, ya da kasası ve mutemedi. ABD'deki oteli nasıl aldıkları ortaya çıkardı mesela. Mesela, kimin satacağız dedirtip sattırmadığı. Mesela, bazı paraların kimin üzerinden transfer edildiği bazı hesaplara...Çıkar oğlu çıkardı, kalıbımı basarım.
Dibi birbirinden kara tencereler, birbirinin dibini ben daha iyi yaparım diye ovalarken; halu, hali, ha bu diyarda sevgili okurlar, hanımlar öyle, beyler böyledir, halhalı takana halaskâr, oynayana halk denir.