Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Gülmekten ölmek

Radikal · 17 Mart 2001

Ciddi bir konunun gülünç yorumuna, 'parodi' adı verilir, sevgili okurlar. Bir konu ne kadar ciddi ise, o kadar da parodiye açık demektir. Örneğin Türkiye 'ciddiyet'le dopdolu olup, bol parodi malzemesi sağlayan bir ülke sayılır. Daha doğrusu, sayılırdı... Çünkü Türkiye, artık parodi bir ülke. Bir ülke taklidi. Gülünçlüğün ta kendisi. En başarılı parodisi, ancak trajik olabilir. Türkiye'yi yönetemeyenler yanlış meslek seçmişler. Ciddiyet özürlü politikacı bile değil, dört dörtlük şaklabanlarmış meğer.

Hani yani gülecek hal kalmış olsa, hepimizi gülmekten öldürecekler. Ama işin vahim yanı, biz görüyoruz onların ne denli başarılı birer şaklaban olduklarını. Onlar hâlâ ciddi ve politikacı sanıyorlar kendilerini. İçerden nasıl algılanıyor siz daha iyi bilirsiniz ama, üç bin kilometre öteden seyirci bendeniz, Türkiye'nin hali pür melaline dramatik bir parodi diye bakıldığını söyleyebilirim.

Vatanımızı çok seven ve yakından izleyen bir Fransız gazeteci arkadaşım: "Bizim devlet konseyinde niye sizin MGK'daki gibi kavga etmiyorlar, biliyor musun?" diye sordu geçen gün. "Niye?" dedim. "Çünkü bizim beşinci cumhuriyet anayasası daha ağır," dedi. "Kolay fırlatıp atılmıyor. Atılsa, anayasayı kafasına yiyen bir daha doğrulamaz valla yerinden!" Dalgasını geçiyordu anlayacağınız.

Parodinin kavgadan sonraki seyrini görse, dalgayı bırakır 'tsunami' geçerdi kuşkusuz. Naçiz yazarınız, gülmekle ağlamak arasında gidip geliyor. Hüngür hüngür gülüyorum. İşte size, şahsımı gülmekten ağlatan son örnek:

ABD elçisi Pearson; Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli'den acil randevu alıp Kemal Derviş'e siyasi destek verip vermediklerini sormuş. Pearson'ın süper bakanın yeterince süper desteğe sahip olup olmadığını üst düzeyde temaslarla araştırması, koalisyon kaynaklarınca 'şık olmayan ve eşine pek rastlanmayan tutum' olarak nitelenince, örneğin Milliyet gazetesinin manşetine 'Sömürge valisi gibi...' diye yansımış. Gazetenin manşeti doğru da, hükümete ne demeli bilmiyorum. 'Günaydın!' diye mi bağırsak acaba?

Hükümet başı olacaksın, sözüm ona yardımcın Türkiye'nin halen TEK devlet adamı Cumhurbaşkanı'na hakaret edecek; sen yemeyip içmeyip kapalı kapılar ardında edilen kavgayı sokağa taşıyacaksın, zaten sallantıdaki ekonomi çökecek, ülkede görülmemiş bir insan kıyımı başlatacaksın, ABD'yi yardıma çağıracaksın, "Bush beni şahsen aradı, ABD yardımımıza koşacak!" diye bir telefon konuşmasını ÇÖZÜM diye sunup piyasalara müjdeleyeceksin, kurtarıcını Dünya Bankası'ndan ithal edeceksin ve ABD, 'Kurtarıcıya estek köstek var mı?' diye denetleyince, sanki bağımsız devletmişsin gibi 'Sana ne?' diyeceksin ha?

Adamın alnını karışlarlar. Tabii kafa kaldıysa.

Böyle bir gurur parodisine ne tepki vermeli, sayın seyirciler, sorarım size: Nah mı demeliyiz, yuh mu çekmeliyiz?

Bu kişiler halkı aptal yerine koyuyorlar. Belki de haklılar. Biz aptalız. Ama ABD'yi salak sanmak, herhalde kendi zaafları. ABD, bir ülkenin ekonomisini batıranlara para verecek ve denetlemeyecek; davulu kendisi takacak ve tokmağı yine batıranın eline bırakacak hayaline ne denir acaba? Saflık mı yoksa...şaklabanlık mı?

Teslimiyetin de bir adabı vardır. Boğulan kişi debelenirse, kurtaranı da tehlikeye sokar. Boğulanı kurtarmak için, önce bayıltmak gerekir bazen. Bu şaklabanlar nakavt olmadan, ABD bile kurtaramayacak bizi anlaşılan.