Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Şerefsiz kurbanlık

Radikal · 19 Mart 2001

Ehemmiyetin mühimmiyetin kalmadığı, en koyu muhabbetin muhallebiye dönüştüğü, zaten muhallebi konuların bile sulandırıldığı ve ciddiyetin cılkının çıktığı bir ülkede bir yazar, bir yazıya nasıl başlar? İşte günlerdir kafamı meşgul eden soru, değerli okurlar. İnanın günlerdir, parmaklarım kaşınıyor, bir yazıya bir 'onomatope'yle başlamak istiyor, cesaret edemiyordum. 'Onomatope'ler temelli dayaklı sözcükler olmayıp; ah, oh, çuh çuh, tıkır tıkır, tırt, çüş, yuh, höst gibi anlamını çıkardığı seste taşıyan ifadelerdir. Dün baktım, Haluk Şahin hocamız benden erken ve yürekli davranmış, ancak yazılarına 'Höst' ya da 'Yuh' diye başlamak için yanıp tutuşan naçiz yazarınızdan daha nazik olduğu için, 'Oh!' diye başlamış Türk pasaportunun gururuyla ilgili yazısına. Yaşa hocam! Açtığın yoldan dalıyor ve sonunda, aslında 'Çüş!' onomatopesi'yle başlaması gereken bir yazıya, 'Arrgh!' diye giriyorum:

Arrgh! Bayılıyorum şu Prof.Dr. Zekeriya Beyaz'ın ilmine irfanına. Dinledikçe çoşuyor, okudukça şenleniyorum. Geniş gözlükleri zeki zeki bakan Zekeriya bey sayesinde, Türkiye'de dincilikle mücadele kazanılacak sonunda. Tek başına cılkını çıkarıyor şeriatın. Hani dinsizin hakkından imansız gelir ya, Zekeriya beyin aklıyla, 'Dincinin hakkından imanlı gelecek', galiba. Sen misin hiçbir akılcı tartışmaya açık olmayan mürteci? Sen misin o tabu, bu tabu diye tüm mantık kapılarını kilitleyen gerici? Al sana, senin kadar yarım akıllı, senin kadar saçma sapan bir iman devrimcisi. Tokuşturun bakalım dini vecibelerinizi, hangisi ayakta kalacak, görelim eğlenelim, eğlenelim öğrenelim bir güzel. Zekeriya beyin kılına dokunanı paralarım vallahi, o bu kara günlerde Türkiye'nin tek neşesi! Zekeriya hocamız öyle akıllı ki, bir artı bir eksi sistemiyle düşünüyor, 'kurbanlık tavuk'la can evinden vurduğu şeriatı, 'şerefsiz kanguru'yla okşuyor bu kez. Laiklere gün doğdu tabii. Tavuk ve kanguruyla uğraşan şeriattan zarar gelmez!

Türkiye'de kanguru ve timsah yenir mi tartışması nasıl başladı, bilmiyorum. Beyaz hocanın timsah, yılan, kanguru, tilki, çakal gibi hayvanlar hakkında 'Şerefsizdir, yenmez' cevazına biraz şaşırdım. Benim bildiğim Türkiye'de kanguru yok, timsah yok. Yemeğe kalksak nereden bulacağız? Hayalen kanguruyla timsahla beslensek ne olur, beslenmesek ne olur. Türkiye nüfusunu doyuracak sayıda tilki, çakal, ayı falan kaldığını da sanmıyorum. Hepsini kürkü için öldürdük, yemeden bitirdik zaten. Beyaz hocanın olmayanı murdar ilan etmesine şaşarken, bu kez Necati Tayyar Taş diye bir müftü çıktı ortaya. Taş müftü, doğadaki tüm vahşi hayvanları iğrenç, kanguruyu da tilkinin akrabası olarak murdar ilan etti. Şaşkınlığım iyice arttı. Nereden çıkmıştı bu tartışma?

Yanıtı Le Monde gazetesinde buldum. Avusturalya'nın dünyaca ünlü paleontoloğu ve Avusturalya Uygarlıkları Müzesi Müdürü Michael Archer, ülkesinde yeni bir çevreci görüşün başını çekiyor. Archer'a göre, Avusturalya kıtasının tüm doğal dengelerini, İngiltere'den getirilen hayvanlar ve izlenen İngiliz usulü tarım, hayvancılık politikaları bozmuş. Dünyanın en zengin canlı ve bitki türüne sahip Avusturalya'nın kendi koşullarına uygun doğal dengeyi yeniden sağlaması için, zaten deli dana hastalığından mustarip sığır, koyun gibi hayvanları bırakıp, kanguru, timsah, devekuşu yetiştirmeye ve yemeye başlaması gerekiyormuş. Üstelik Avusturalyalı yerlilerin yüzyıllarca yediği kanguru eti yağsız, kolestrolsüz ve parazit taşımaması açısından çok daha yararlıymış insan sağlığına! Devlet Archer'ın görüşlerine sıcak bakıyor ve tarım ve beslenme polikasını yeniden düzenlemek için bir eğilim var ülkede.

Sizin anlayacağınız yakın bir gelecekte Avusturalya, deli dana hastalığının vurduğu ülkelere kanguru, timsah ve devekuşu etleri ihraç edebilir. Beyaz ve Taş, ulvi insanlar. Ya kanguru ve timsahları Kurban Bayramı'ndan korumaya çalışıyorlar, ya da kasap müsvettelerini kangurulara nakavt, timsahlara yem olmaktan.