Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Hizip ve monarşi

Radikal · 28 Mart 2001

Türkiye'de gerçek anlamda, olgun ve düzeyli bir demokrasi yerleşememesinin başlıca sorumlusu, demokrasiyi yerleştirmekle yükümlü hamal ya da nakliyecilerin taşıdıkları malın niteliğini bir türlü kavrayamamış, hatta ne olduğunu bile anlayamamış küt kafalarıdır, sevgili okurlar.

Örneğin gerçek demokrat hiçbir ülkede, bir karı-kocanın, siyasal bir partinin başkan ve başkan yardımcılıklarını paylaştığı görülmemiştir, görülemez. Evli bir çiftin, siyasal bir örgütün ilk iki üst görevini paylaşması, cumhur demokrasilere değil, demokratik monarşilere bile değil, mutlak monarşilere özgü bir yapılanmadır. Türkiye'nin Osmanlı'nın mutlak monarşik alışkanlıklarından kurtulamamış olmasının en çarpıcı kanıtı ise, ne yazık ki Cumhuriyetimizin, 'demokratik' namını taşımakla kalmayıp solcu ve ilerici olduğunu iddia eden birinci partisi, DSP'nin yapılanmasıdır. DSP'nin 'selamlık' başkanı Bülent Ecevit ve 'haremlik' başkan yardımcısı Rahşan Ecevit; ister istemez tarihimizdeki öteki iktidar çiftini akla getirmekteler: Selamlıktaki Sultan Kanuni Süleyman ile haremlikteki akıl hocası Hürrem Sultan. İki çiftin arasında dağlar kadar fark olduğunca, hık demiş burnundan düşmüş benzerlikler de var. Zamanda fark var. Mekânda yok. İfade özgürlüğünde fark var. Söylemde yok. Amaçta fark var. Sonuçta yok. Araçta fark var. Güzergâh aynı.

İktidara geliş biçimleri, başlangıçları elbette farklı.

Umarım bıraktıkları miras farklı olur, diyeceğim ama sanmıyorum.

Kanuni Süleyman ve Hürrem'den sonra Osmanlı İmparatorluğu duraklama devrine girmişti biliyorsunuz. Bülent ve Rahşan Ecevit, Cumhuriyet'in zaten duraklama devrine denk geldiler, gerilemeye birlikte girdiler ve ne yazık ki bu gidişle, büyük ölçüde katkıda bulundukları 'çöküşün' tanığı ve kurbanı olacaklar.

Hürrem Sultan doğrudan konuşmaz, Kanuni'yi konuştururdu. Oysa Cumhuriyet yasaları sayesinde, Rahşan hanım kendi ağzıyla konuşabiliyor. Ama söylemi, demokratik değil, monarşik. İşte kanıtı:

29 Nisan'da yapılacak DSP kurultayında, Bülent Ecevit'in YİNE ve TEK aday olacağını açıklayan Rahşan hanım, eşinin çekileceği söylentilerine karşı: "Bu tür söylentiler DSP dışındaki kesimler tarafından çıkarılıyor. Türk siyaseti parti içi kavgalara, bölünmüşlüklere, hizip çatışmalarına alışık. Oysa DSP'de böyle bir yapı, hizip yok," diyor.

Bizim partilerin korkulu rüyası 'hizip', dünyanın tüm demokrat partilerinde vardır. Demokrasi, partiler içinde de değişik seslere açık olmak, muhalif görüşleri dinlemek, tartışmak ve karşıt fikirlerden 'konsensüs' üretmektir. Hizipsiz DSP'nin ise, 'başkan ve hanımı ne derse doğrudur' itaatkârlığıyla, 'Emrin olur sultanım!' diye boyun kıran Osmanlı divanından ne farkı vardır?

Yaşı ve sağlık durumuyla, kendi seçmenlerinin bile artık çekilmesi gerektiğini düşündüğü, hatta haykırdığı bir politikacının; sağır ve kör bir inatla partisinin hâlâ TEK başkan adayı olarak kurultaya gitmesi; ölümüne dek sultanlık geleneğinin bir türevi değil de nedir?

Böyle bir analizden, ne DSP demokrat yapıda bir parti, ne de başkanı ve başkan yardımcısı demokrat çıkar. Ve kendi içinde demokrat olamayan DSP, halen 'demo'dan, yani halktan da kopuk ve bittiğini bile görememektedir.

İşin kötüsü tabanı erimiş, çatlak tavanı kalmış bu parti, tarihinin en büyük kriziyle boğuşan ve krize demokratik rejim çerçevesinde çare arayan T.C. hükümetinin büyük ortağıdır. Vahim değil mi?