Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Gitmek ya da gönderilmek

Radikal · 30 Mart 2001

Dünyada bütün güzelliklerin bir sonu vardır. Sonsuz güzellik olmaz, olursa kabak tadı verir. Simone de Beauvoir, 'Pyrrhus ile Cineas' kitabında şöyle anlatır: 'Krallar Gecesi'nin başında, Dük De Mantoue müzisyenlere, 'Burada kesin!' der. 'Bu kadarı yeter! Daha güzeli olamaz!' Gerçekten de kulağa en hoş gelen ezgi bile durmadan çalınırsa sıkıcı, tatsız bir parça olup çıkar. Önce hoşa giderken sonra çekilmez olur. Sevinçler de böyledir. Hiç değişmeyen, uzun süre aynı kalan sevinç giderek ufalanır, yoğunluğunu yitirir, yok olur sonunda...'

Güzelliğin güzel kalabilmesi için sınırlı olması gereğine karşın, kırklı yıllarının sonuna yaklaşan ömrüm, bana çirkinliğin sınırsız, kötülüğün dipsiz olabileceğini gösterdi. Güzellik, fazla sürerse çirkinliğe dönüşüyor. Ama sürüp giden çirkinlik asla güzelliğe dönüşmüyor. Tam tersine giderek daha çirkin, daha korkunç, daha kötü olabiliyor. Başka bir deyişle, 'olumlu'nun sonu var, 'olumsuz'un sonu yok!

On yıllardır Türkiye, iyiye gitmiyor. Hep kötüye gidiyor. Hemen herkes, 'Dibe vurursak, belki çıkışa geçeriz,' diye umuyordu bugüne değin. Yani kötülüğün bir dibi, sınırı, sonu olduğunu varsayıyorlardı. Kendilerine kötü bir haberim var: Bu uçurumun dibi yok! Dipsiz bir uçuruma, korkunç bir karanlığa yuvarlanıyoruz. Eğer bir dala, bir sağlam kütüğe tutunamazsak bu düşüşte, yok olacağız hep birlikte, milletçe. Ne ülke kalacak, ne ülkü.

Ve düştüğümüz uçurumun dipsizliğini, gömüldüğümüz batağın sonsuz derinliğini tüm korkunçluğuyla dün kavradım ben de:

Zekeriya Temizel'in istifa etmeden önce hazırladığı ve Bankalar Yasası'nda, banka batıranların devlete ve millete verdikleri ziyanın hiç olmazsa bir bölümünü karşılayabilecek olan 'bankaların içini boşaltarak edindikleri malvarlıklarının' haczedilmesini öngören değişiklik tasarısı, Bakanlar Kurulu'nda üç ay bekletildikten sonra, önceki gün geri gönderilmiş. Hırsızların malını haczetmekten 'rahatsızlık' duyan bakanlar, imzalamamışlar! Şimdi tasarı haciz hükmü çıkartılarak yeniden hazırlanıyor!

Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu hükümet, RESMEN yolsuzluk yapanın, hırsızın ve suçlunun yanında yer alıyor demektir. Sizi, beni değil, çocuklarımızın rızkını, ülkemizin geleceğini çalarak edinilen servetleri koruyor demektir. Yalnız bu kadar da değil. Çalıntının bedelini, batığın yükünü, ONLARIN borçlarını, bize, çocuklarımıza, hatta torunlarımıza ödetecek demektir.

Bu karardan sonra bu hükümet, Türkiye devleti ve milleti için çok tehlikeli boyutta bir tehdit haline gelmiştir. Bırakın yapıcılığı, resmen yıkıcı bir potansiyel sergilemektedir. Türkiye'nin bu hükümet tarafından itildiği uçurumda yuvarlanırken tutunmaya çalıştığı dal, ABD ne diyor? Açıkça, resmen ve şimdiye dek hiç söylemediği bir kararlılıkla: Yolsuzlukları önlemelisiniz, politikacılarınıza güvenmiyoruz, gerekli yasaları hemen çıkarın, uyun, önce kendi kaynaklarınızı doğru kullanın, görelim diyor. Bu hükümet ne yapıyor? Yolsuzlukla edinilen malvarlıklarını haczetmeyi reddediyor. Yani kendi kaynaklarını kullanmıyor. Yasaları aceleye getirmeyelim, diyor. Yani çıkarmıyor. Krizi yenmek için ne gerekiyorsa, tersini yapıyor. Üstelik, kendi elceğiziyle getirdiği Kemal Derviş'in ayağını kaydırmaya çalışıyor!

Sevgili okurlar, dipsiz bir uçurumda, tutunacak hiçbir dalın kalmadığı yere doğru düşüyoruz. Bu hükümetin seçimi artık ya gitmek ya da gönderilmek.

Çünkü milleti yakanlar ve bakanlar farkında değil ama, Türkiye olmak ya da olmamak mücadelesi veriyor.