Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Desen mi, demesen mi?

Radikal · 31 Mart 2001

Bilinen öyküdür ama unutmuşum, Ayla isimli tatlı bir okurum anımsattı: İyi niyetli bir kaymakam, köylüyü toplayıp: "Sevgili hemşerilerim," diye başlar, "Bilinçlenmeliyiz,

bilinçli olmalıyız. Bilinçsiz hiçbir işin üstesinden gelemeyiz..." diye süren bir nutuk attıktan sonra sorar: "Anlamadığınız bir şey var mı?" Köylüler baş sallarken, arka sıralardan çekingen bir el kalkar: "Sayın kaymakamım her bir şeyi anladık da, şimdi biz bu piliçleri nerede besleyeceğiz?"

Derdi piliç olan toplumlarda bilinçten söz etmek zordur, sevgili okurlar. Hele bilinçüstü, bilinçaltıyla uğraşmaya kalktınız mı, şişe geçirilmiş ızgaraya döner kafalar. Ama işte, gözünü sevdiğimin Türkiye'si öyle tuhaf bir ülke ki, havasından mıdır, suyundan mıdır bilmem, en kötü kalite ve en seri imalat piliçler de burada yetişir; en süzme, en seçkin bilinçler de. Her ikisi de Türkiye'den çıkıyor da, doğru bir ayrım yapmak gerekirse, piliçleri Türkiye yetiştiriyor; bilinçler Türkiye'de ve çoğu kez Türkiye'ye rağmen yetişiyorlar.

Örneğin Selçuk Demirel, halen dünyada en çok tanınan Türk çizeri. Ama can dostum ve komşum Demirel'i Türkiye yetiştirmedi. Kendisi yetiştirdi kendisini, Türkiye'deki piliçlere inat. O ünlü 'Selçuk' imzası, örneğin Turhan Selçuk usta ya da merhum Ferruh Doğan gibi Türkiye'de yargılanır, hapse atılır ya da yaşarken atılan bir imza olsaydı, New York'tan Stockholm'e kapışılır mıydı? Emin değilim.

Yıllardan beri Le Monde Diplomatique ve Nouvel Observateur dergilerinin sürekli çizeri ve New York Times, Herald Tribune gibi dünya çapında gazetelerin 'imgesel düşünce' partneri Selçuk Demirel'i neden çok seviyorum biliyor musunuz? Kopup geldiği topraklara hep yakın durduğu, Türkiye'yi benim kadar yakından izlediği ve piliçler arasında iki bilinç bulduğu zaman, sanki ülkemiz düşün üretimine geçmiş gibi sevindiği için. İşte böyle bir sevinçle bir kitap getirdi geçenlerde: 'Desen mi, Demesen mi?' Türkiye'de piliçleri bırakıp bilinçlerle uğraşan iki akıllı (acaba deli desem mi?), Cem Mumcu ve Yıldırım B. Doğan, Selçuk Demirel'in desenlerini odak alan bir güzelim albüme kendi 'psikiyatrist' deneyimlerini katmışlar ve 'Okuyanus Yayınları'ndan, mükemmel bir baskıyla çıkarmışlar. Kalabalıkların ortasındaki yalnızlıklar ve kentlerin üstünden silindir gibi geçtiği insanın kendisine yabancılaşması, ruh hallerini işleyen kitap, Selçuk'un desenleri, Mumcu ve Yıldırım'ın kısa, öz, anlaşılır metinleriyle gerçek bir 'us' ziyafeti.

Psikiyatrinin ünlü 'divan'ı, koltuk başı konserve kapağı gibi açılarak bir kitap oluyor, Selçuk'un çizgilerinde. Kafatasına açılan bir pencereden, kafatasının içindeki büroyu gözetliyor bir 'brother'ın 'big' kafası. Yıldırım B. Doğan'ın: "Şizofreni... Sözcük, Türkçe tam karşılığı ile aklın yarılmasıdır. Aklın iki yarısının çatışmalı yaşam kavgasıdır. Mars'a yolculuk gündelik konu oldu. Zamanın matematiksel ifadesi ve ispatı yapıldı. Akıl dünkü zincirlerinden hızla kurtuluyorken, şizofreni açıklaması için birkaç proteinin aymazlığı yeterli sayıldı. İndirgediğimiz aklın hüneri mi, yoksa insanlık bilgimiz mi? İkisi birden belki..." diye başladığı şizofreni tahliline; Cem Mumcu, şizofren bir ruhun halleriyle devam ediyor: "Terör onun içindeydi. Çift sesli, tersine bir dünyaya doğmuştu. Yüzü içine bakardı, siz görmezdiniz, yok sanırdınız. Dilsiz hüznü korkuyla yıkanmıştı. Saldıran bir savunmaydı. Ruhuyla birlikte bedeni de çaresiz kalmıştı. Kıskıvrak bağlıydı, altına yapmıştı, açtı. Onu çözdüğümde, utangaç adımlarla tavalete gitti. O gün yemek yemedi ve hiç uyanmadı..." Derken, poliklinikte bıraktığı çaresiz ruhu bir mektupta buluyor Mumcu: "Hayatımdan nasıl çıktığını hatırlayamamanın utancını çok sonra yaşadım. Sarı bir zarfın içinde bir mektup geldi. İlgi ve numaralı soğuk daktilo satırları, '...adındaki terörist ölü olarak ele geçirilmiştir,' yazıyordu..."

Ruh halleri üstüne bu kitap, Türk halleri üstüne tuzruhu niteliğinde. Çoğunuzun alamayacağını biliyorum, çünkü Türkiye'de piliç ucuz, bilinç pahalı. Ama ödünç almak bedava, araklamak maharete bağlı.