Bir kasabın tarihçesi
Radikal · 4 Nisan 2001
Onlar, hayata mutsuz doğan iki çocuktu. Bir kız, bir erkek. Yaşama ilk çığlıklarını, ölümün gölgesinde attılar. Analarının rahminden çıkarken 'ölüm' yazıyordu alınlarında. Kız çocuğu, kendisini dünyaya getiren anayı bile tanıyamadı zaten. Kızın adı Mirjana'ydı, annesi Mira kod adıyla anılıyordu. Kod adıyla anılıyordu, çünkü İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlara karşı savaşan bir direnişçiydi. Kızını doğurduğu gün terk eden bir komünist partizan. Mirjana, hiç sütünü emmediği annesinin ölümünü bildi ama. Resmi tarihe, Almanlar tarafından kurşuna dizildiği yazılmıştı. Oysa Mirjana'nın annesi Mira, kendi yoldaşları tarafından, Alman işkencesi altında konuştu diye öldürülmüştü. Mirjana, annesine vurulan hain damgası ve idam mangasının kâbuslarıyla büyüdü. Kendisine 'Mira' dedirtiyordu, öpüp koklayamadığı annesinin anısına.
Erkek çocuğu izleyen ölüm imgesi ise, intihardı. Babası, müstafi bir Ortodoks papazıydı. Çocuk, önce babasının intiharını yaşadı. Ardından, komünist bir öğretmen olan annesi intihar etti. Derken, öksüz kalınca kendisine babalık yapan amcası. İntihar yaşamının bir parçasıydı, intiharın gölgesinde büyüdü çocuk.
Ve penceresinin altında toplanan binlerce kişi: "Bizi kurtar Slobo! İntihar et!" diye bağırıyordu.
Halkın intiharını talep ettiği yaşlı çocuğun tam adı, Slobodan Miloşeviç'ti ve dünyada 'Sırp Kasabı' diye anılıyordu artık.
Oysa baş kasabın o mu, yoksa... Yaşamındaki tek aşkı, tek kadını, bir gün bile ayrılığına dayanamadığı, intihar eden babası, anası, amcası yerine koyduğu kader yoldaşı, akıl hocası Mirjana mı olduğu belli değildi. Çünkü Mira'sına rastladığı günden beri o ne derse onu yapmıştı Slobodan.
Mira'ya tutulana değin yapayalnız, silik, sessiz, sevimsiz, amaçsız ve tutkusuz bir çocuktu Miloşeviç. Tüm gücünü onun aşkından almış, iktidara Mira'nın açtığı yoldan yürümüş, Mira'nın hazırladığı nutukları atmış, Mira'nın kuramlarını uygulamaya koymuş, her şeyi, her şeyi, ölüm emirlerini bile Mira'yla birlikte vermişti.
1941'de doğan Slobodan Miloşeviç'in ışıksız yaşamı, 1958 yılında Pozarevac Lisesi'nde Mirjana'yı tanıyınca aydınlandı. Birbirlerine, çocukluklarını damgalayan ölümcül anılarla bağlanan çift, 43 yıl boyunca hiç ayrı kalmadı. 1995 Dayton zirvesinde, Batılı müttefikler tarafından anlaşsınlar diye Hırvat lideri Franjo Tudjman ve Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç'le bir Amerikan üssüne kapatılan Miloşeviç; dışarıyla tüm irtibatın kesik ve yasak olduğu zoraki görüşmeler boyunca Richard Holbrooke'tan şahsına özel bir izin almıştı: Sevgili Mira'sını her gün telefonla arıyordu. Çünkü onun sesini duymadan yaşayamazdı.
Onlar, çocuklukları çalınmış iki öksüzdü. Birbirlerinde teselli buldular, ama yetinmediler. Yaşamdan intikamlarını, kral ve kraliçe olarak almak istediler. Kendisini tarihin kurbanı sayan bir toplumu, Sırp halkının yerle bir olmuş rüyalarını, ezik milliyetçiliğini kullanarak amaçlarına eriştiklerini sandılar. Ve yaşam nasıl gaddar davrandıysa onlara, iktidara gelince onlar da gaddarlaştılar. Kendi amaçlarına hizmet etmeyen araçları, insanları öldürdüler. Kasaplar ve katiller ordusu kurdular. 200 bin insan, iki öksüzün büyümek hırsına kurban edildi. Bir kanlı ülkü, bir ülkeyi mezbahaya çevirdi. Ve Sırp halkı on yılını çalan adamı, 50 milyon dolara sattı.
Kasap Slobodan içeride, ideolog Mira dışarda. Miloşeviç'i bir değil, iki ölüm bekliyor. Mira'sız bir tutsaklık. Ya da intihar.