Lütfen gidin!
Radikal · 6 Nisan 2001
Tanrı, insanoğlunu üç özgün yetenekle donatmış: Namus, akıl ve siyasi irade. Ama ne düşündüyse, kimseye iki yetenekten fazlasını vermemiş. Dolayısıyla insanlar...
Eğer namuslu ve akıllı iseler, siyasetçi değildirler.
Eğer namuslu ve siyasetçi iseler, akıllı değildirler.
Eğer akıllı ve siyasetçi iseler, namuslu değildirler!
Okurum Murat Akbulut'a internetten inen bu vahiy, Türkiye hariç tüm dünya için geçerliliğini koruyor. Havamızdan mıdır, suyumuzdan mıdır bilinmez bizim ellerdeki insanlık muhteviyatı hafif değişikliğe uğramış. Bir kez, Türkiye'de herkesin aklı var.
Tüm Türkler akıllı da...
Hem de namuslu iseler, bırakın siyasetçiliği, HİÇBİR şey değiller. Hem namuslu, hem siyasetçi olmak zaten kimsenin aklına gelmiyor. Çünkü olunmayacağını bilecek kadar zekiler. Türkiye'de siyasetçi diye, namussuz ve akılsızlara deniyor sonuçta. Ama bu kapsamda, namussuzluk ve aptallığın 'Made in Turkey' bir tanımı gerekiyor. Çünkü namussuz akılsızı, salt hırsız ve kafasız sanırsak yanılırız. Türkiye'yi götüre götüre iflasa götürenler, bu anlamda siyasetçi değiller. Bugüne değin herkes götürdü Türkiye'yi. Siyaseten ve iktisaden götürmeyen kalmadı. Ama kör ama topal, getirene de götürene de yetiyordu artıklar.
Türkiye götürülmedi. Bitirildi. Götürülecek nema kalmadı çünkü.
Yardım istenen dünya, ABD'si ve Avrupa'sıyla Türkiye'deki iktidara, muhalefete, siyaset adına hiçbir kuruma güvenmiyor. Bu güvensizliğin kökleri çok derinde. DYP'nin Tansu Çiller'i, AB'ye aday olmak için yırtınırken tüm Avrupa başkentlerini dolaşıp ne dedi? 'Türkiye'de RP'nin iktidara gelmesini önlemek için beni destekleyin!'... İnandı AB. Kapıyı araladı, Gümrük Birliği'ne geçildi. Ne yaptı Çiller? İlk elden RP'yle koalisyon. Ödemeleri kesti AB. Gümrük Birliği tek taraflı olarak girdi mi bize?
Ya Türkiye'de ülkücülere karşı esip gürleyen, saflarından ülkücülere kurban veren DSP? Avrupa' nın kendi topraklarında yaşayan Türkler sayesinde yaka silker hale geldiği, şeriatçılarla birlikte en çok çekindiği faşizan solsağ gruplaşmalarından Bozkurt teşkilatının baba ocağı, MHP ile taban tabana karşıt olması gereken DSP'nin Bülent Ecevit'i ne yaptı? 'Faşist' olarak tanımladığı bu örgüte karşı kendisini ve partisini panzehir gören Avrupa'nın hayretle açılmış gözleri önünde, MHP ile koalisyon yaptı!
Türk siyasetinde, dün dündür bugün bugün olabilir. Ama Avrupa için böylesine rüzgârgülü dönüşleri, böylesine kendi söylemine karşıt davranışlar ne anlatılabilir, ne de anlaşılabilir. Siyasal tutarsızlıklar, ABD'nin umurunda değildi. Ama bakıyoruz, bu kez yolsuzluklar umurunda ve Amerikalılar da güvenmiyorlar artık batık siyasetçilerle, batıktan çıkılacağına.
Sonunda Türkiye, tarihinin en korkunç kriziyle baş başa kaldı. Başında da o krizi çıkaranlar. Öylesine hırslı ve kin dolu ki insanlar, bari gözümüz görmesin müsebbipleri diyor. Kasa atıyor, lanet okuyor, yürüyor, 'İstemiyoruz, gidin!' diye bağırıyor. Müsebbipleri görmese, daha bir soğukkanlı davranabilecek belki.
Sorarım size: Ne yardım dilenilen ABD'nin ve Avrupa'nın, ne canına okunan Türk halkının güvenmediği, artık görmek, duymak istemediği siyasetçilerin, hâlâ istifa etmemeleri namus mudur, akıl mıdır?
İki yılda devlet batırıp, her bakanı kendi sektörünü batırmış, sonuncusu THY'yi halletmeye çalışırken; Kemal Derviş'e 'Kurtuluşu geciktiriyor' demek, namus mudur, akıl mıdır? Dünyadaki solcu-sağcı tüm hükümetlerin vızır vızır özelleştirme yaptığı bir dönemde, özelin de devletin de cılkını çıkaran, özelleştirdiğini de özelleştiremediğini de ağzına yüzüne bulaştıran bir iktidarın hâlâ çekip gitmemesi neyle, nasıl izah edilebilir? Yüzsüzlükle mi, aptallıkla mı? Halkın mı yeterince çıkmıyor sesi, bunlar mı duymuyor 'Def olun!' dediğini?