Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Birinci mektup:

Radikal · 9 Nisan 2001

Birinci mektup:

"BİLKENT Üniversitesi MütercimTercümanlık Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Annelerimiz ve babalarımız, bizler iyi eğitim görelim diye Bilkent Üniversitesi'ne her yıl binlerce dolar ödüyor. Ancak Bilkent yönetimi, bu paralar ödendikçe bizi daha da çok yolunabilir tavuklar olarak görüyor. Her şey olan bu üniversitede, öğrencilerin uygun fiyatlarla karnını doyurabileceği tek bir kantin yok! Bizim okulumuzda, 'cafe'ler ve 'restoranlar' var: Ali's, Mozart, A La Carte, vb... Avuç içi kadar bir kekin fiatı, 1 milyon, poğaça 400 bin. Sandviç, 1,5 milyon. Sıkıntımızı defalarca Bilkent yönetimine ilettik, okul gazetesinde dile getirdik, hiç oralı olmadılar. Bir rivayete göre okul içindeki caferestoranların fiyatlarını Bilkent yönetimi belirliyor ve pay alıyormuş!"

İkinci mektup:

"Size Kıbrıs'taki Yakın Doğu Üniversitesi'nden yazıyorum. Yaşanan ekonomik kriz sonucu, birçok arkadaşımız okul parasını ödeyemiyor. Yedi bin öğrencisi bulunan okulumuzda, bine yakın öğrenci kaydını sildirdi. Bir o kadarı da kayıt parasını bulamadı ve okuldan atılmak üzere. Türkiye'de aynı sorunu yaşayan arkadaşlarımızın, özel üniversitelerde dolar kurunun kriz öncesi değerinden hesaplanması yolundaki girişimi başarılı olunca, biz de kendi okulumuzdan aynı talepte bulunduk. Ret cevabı alınca protesto eylemleri başlattık. YDÜ yönetimi, isteklerimizi kesin bir dille geri çevirmekle kalmadı, protestolarında hiçbir siyasal amaç taşımayan bazı arkadaşlarımızı sınır dışı ederek diğerlerine gözdağı vermek yolunu seçti. Daha da kötüsü aynı yönetim, Ülkü Ocakları'ndan militanları hem de okul içinde üzerimize saldırttı. Kimin protestolara katıldığını tespit etmek için, okula 50 kamera yerleştirildi. Halen okul yönetimi, derdimize bir çare aramak, okul parasını ödeyebilmemizi sağlamak yerine Ülkü Ocakları'yla el ele verip öğrencilerinin haklı taleplerini kaba güçle bastırmak peşinde."

Üçüncü mektup:

"Yirmi bir yaşında, hem çalışan, hem okuyan bir gençkızım. Kötü koşullara rağmen, insanlığımı yitirmeden yaşama savaşı veriyorum. Liseyi bitiremediğim için halen, büyük (!) devletimizin açıköğretim lisesinde bu eksikliğimi gidermeye çabalıyorum. Başıma gelen son olay beni dehşete düşürdü: Bir dönem önce çalışarak verdiğim, daha doğrusu kredisini aldığım derslerin gelecek dönemde tekrar ısıtılıp önüme sunulduğunu fark ettim. Gönderilen derslerde ayrıca, iki dönemdir aynı olan bölümüm yanlış yazılmış! Bu ülkenin her kurumundaki lakaytlığı, umursamazlığı, insanlarının tembelliğini ve en önemlisi, kimsenin işini doğru yapmamasını şiddetle kınıyorum. Bu ülke ne zaman düzelecek? Ne zaman çoğu kez kendi çabasıyla bir şeyler başarmaya çalışan gençlerini yetiştirmeye çalışacak? Sanırım asla. Ben artık ülkemden utanıyorum."

Dördüncü mektup:

"Beni kınamayın sevgili yazarım. Yirmi yaşımdayım ve geleceği olan tüm umutlarımı, inancımı, güveni bu ülke yedi, bitirdi. Üniversite öğrencisiyim ve hiçbir şey öğrenemediğimin farkındayım. Öğrensem de, mezun olsam da işsiz kalacağımı, sürüneceğimi biliyorum üstelik. Artık tek bir amacım var: Bir yolunu bulup, neresi olursa Türkiye'den gitmek ve bir daha hiç dönmemek."

Atatürk, Cumhuriyet'i gençlere emanet etmişti, sevgili okurlar. Peki gençleri kime emanet etmişti, anımsayanınız var mı?