Ölmek ya da ölmemek
Radikal · 20 Nisan 2001
Cumhuriyet gazetesi İspanya muhabiri olarak kaleme aldığım ve gazetenin 24 Haziran 1990 tarihli sayısında yayımlanan bir makalemi, ibret için dikkat ve ilginize sunuyorum:
'AÇLIK VE ÖLÜM: Madrid.- Jose Manuel Sevillano öldü. Jose Manuel, yoksunluk sonucu bir gıdasızlıktan değil, inatla, bilinçle, inançla ve 174 gün sürdürdüğü açlık grevi sonucu öldü. İnsanoğlu gerçekten dayanıklı yaratık. Sevillano altı ay boyunca her gün, inatla, bilinçle, inançla; hastaneye kaldırıldığında takılmak istenen besleme borularını kopartarak serumları çıkartarak intihar etti. Anacığının resmi var gazetelerde. Yoğun bakım odasının camına yapıştırmış sağ elinin baş parmağını, üstüne alnını dayamış. O beş parmağın güçsüzlüğü insanın içini daraltıyor.
İspanyolcada 'ölüm orucu' deyişi yok, biliyor musunuz? Yalnızca 'açlık grevi' diyorlar. İspanyolcada sözcüklerin ağırlığı var. Jose Manuel Sevillano, 1989 Kasım ayı sonunda Madrid Carabanohel Cezaevi'nde açlık grevine başlayan 68 tutukludan biri. Söz konusu tutuklulardan 30'u, ilk iki aydan sonra birer ikişer son verdiler greve. Geri kalan 38'i, ben bu yazıyı yazarken açlık grevindeki 186'ıncı günü tamamlamışlardı ve aralarından 14 kişi komaya girmiş, beyinleri onulmaz ölçüde zedelenen ikisinden umut kesilmişti. Siz bu yazıyı okurken belki onlar da ölmüş olacaklar (P.S. Nitekim hepsi öldü!).
Jose Manuel ve arkadaşları, hükümetin kendi türlerindeki tutuklulara karşı başlattığı yeni politikayı protesto etmek için açlık grevine başladılar. Dışarı mı çıkmak istiyorlardı? Hayır. Hapis cezalarının azaltılmasını mı? Yoo. Yalnızca bir arada, aynı cezaevinde kalmak istiyorlardı. Cezalarını toplu olarak çekmek kısacası. Jose Manuel ve arkadaşları, iğrenç birer teröristtiler. Galiçya bölgesinin bağımsızlığı için savaşan, çok az sayıda, ancak ETA'dan daha gaddar ve daha radikal GRAPO örgütü militanları. Kimi katildi, kimi henüz öldürmeye fırsat bulamadan ele geçmişti. Sosyalist hükümet, bu tür teröristleri caydırmanın en etkili yöntemini yeni keşfetti. İdam cezasının kaldırıldığı İspanya'da, henüz yakalanmamış terörist için hapse düştüğü takdirde içerde süreceği yaşam çok önemli. Hükümet, bu mahkûmları toplu tutmak yerine, teker teker başka mahkûmların arasına karıştırmak ve hücrelere kapatarak yalnız bırakmanın ölüm cezasından beter olduğunu anladı ve bu yola gitti. İşte bu yüzden açlık grevine başladı GRAPO militanları. Devlet, belli bir süre sonra tüplerle, borularla hepsini zorla besleme kararı aldı. Fakat tutuklular, avukatları kanalıyla mahkemeye başvurup zorla beslenmeyi "bilinç kaybolana" değin durdurdular. Henüz yakalanamayan iki GRAPO militanı, hükümlüleri zorla besleyen bir doktoru da öldürünce, ne hükümet ne de Hipokrat yemini edenlerde açlık grevi yapanları mutlaka kurtarmak hevesi kaldı.
Başka GRAPO militanları da 1981 yılındaki açlık grevi sonucu ölmüştü İspanya hapisanelerinde. Yani hükümet, Sevillano ve arkadaşlarının da ölebileceğini çok iyi biliyordu. Avuçlarında onlarca günahsızın kanı kuruyan katil ve fanatik bir topluluğu savunacak değilim. Sevilla'lı olan ve Sevilla'ya gömülen Jose Manuel'in neden Galiçya bölgesinin bağımsızlığı için katil olduğunu da anlayamadım. Ama İspanyol hükümetinin ikiyüzlülüğünü yine de iğrenç buluyorum. Çünkü aynı dağıtma politikasını, dışarıda henüz epeyce adamı ve vurucu gücü bulunan ETA tutuklularına uygulayamıyor. Korkudan. Oysa GRAPO'nun kökünü kazımaya iki-üç kişi kaldı; onlarla "ödünsüz"ü oynuyorlar. Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komisyonu, inceleme yapmak için İspanya'ya geldi. Hükümet, GRAPO'ları görmelerine izin vermedi. Görüntüleri iştah kapatıyor da.'
On bir yıl önce İspanya'da, sonuçta tüm grevcilerin öldüğü toplu açlık grevi eylemi aynen böyle seyrediyordu, sevgili okurlar. Ölüm oruçlarındaki evrensel mantıksızlığın Türkiye yorumu, yarına...