Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Şekerleme

Radikal · 22 Nisan 2001

Bilirsiniz Türkiye'de temizlik, bazen

imandan bazen Yemen'den gelir. Avrupa'ya helayı öğreten Türkler, gel zaman git zaman, helalara takılan taharet musluklarını da icat etmişlerdir. Oysa helayı Türklerden öğrenen Fransızlar, taharet musluğu yerine alçak bir lavaboyu andıran 'bide'yi tercih ve ihtiyacını bitiren kaidelerin temizliğini, alafranga tuvaletin hemen yanına yerleştirilen 'bide'lere havale etmişlerdir.

Birkaç yıl önce, 15 adet Türk pancar üreticisi Fransa'nın Montpellier kentinde 'şekerpancarı' konulu bir sempozyuma gelir. Sempozyum düzenleyicileri, bizim Türk pancar grubuna Fransa'da iş tutan bir Türk turizmciyi rehber tayin ederler. Sempozyumun üçüncü sabahı, pancar üreticilerinin kaldığı otelin müdürü, Türk gruba rehberlik yapan turizmciyi bir kenara çeker ve sorar: "Otelin tuvaletlerinde bir sorun mu var Mösyö?" Genç rehber şaşırır: "Sanmıyorum. Gruptan kimse şikâyet etmedi. Neden sordunuz?" Otel müdürü, ıkına sıkına çıkarır baklayı ağzından. Türk pancarcıların kaldığı odalarda, iki gündür tuvaletlerin üstünü kaplayan: 'Bu tuvalet temizlenip dezenfekte edilmiştir,' yazılı kâğıt bantlar

yırtılmamıştır.Başka bir deyişle

tuvaletler kullanılmamıştır! Oysa yıkanmaya yarayan bideler..

tıkanmış bulunmaktadırlar.

Pancar gezisinin ikinci durağı Paris'te geçirilecek bir gün bir gece süresince, üreticileri turistik bir program beklemektedir. Öğleden sonra Versailles Sarayı gezilecek ve akşam Lido kulübüne gidilecektir. Bizim Türkler, rehbere: "Abi, boşver versayı mersayı. Bugün cuma. Sen bizi camiye götür

namazımızı kılalım," derler. Cuma farzını Paris Camii'nde ifa ettikten sonra, mutaassıplar otele kapanır, diğerleri akşam vakti Lido'ya avdet ederler. Yarı çıplak dansçıları seyrederken, Türk pancarcılardan biri rehberin kulağına eğilip sorar: "Abi, bunlar plastik karı mı?" Türk turizmci, sahnede dans eden hatunların motor takılmış şişme bebek olmadığını izahta güçlük çekse de başarır ve ertesi gün selametle Türkiye'ye yolcu eder bizimkileri.

Aradan bir hafta ya geçer ya geçmez, Paris'teki işine dönen Türk turizmcinin telefonu çalar. Mutena pancar üreticilerimizden biri Türkiye'den aramaktadır. Hoşbeşten sonra pancarcı, turizmciye: "Abi seni hayırlı bir iş için arıyorum," der ve anlatır: "Hani bizi uçağa bindirdikleri o havaalanı var ya? " Turizmci: "Evet, Roissy Charles de Gaulle Havaalanı'ndan bindiniz uçağa. Ne oldu ki?" Pancarcı: "Hah," diye soluklanır: "İşte o havaalanının 12 numaralı gişesindeki hanım, biletleri kesip bavulları alırken bana çok güzel güldü. Onu bul, Allah'ın emri, peygamberin kavliyle benim için iste. Olur deyince telefon et, uçağa atlar almaya gelirim!"

Türkiye, zarar ettiği şeker üretiminden kurtulmak için fabrikaları özelleştiriyor biliyorsunuz. Acaba diyorum, zaten özel bazı üreticileri de yabancılara satsak, belli bir tür nüfustan kurtulabilir miyiz?