Özelleştirme
Radikal · 25 Nisan 2001
Herkese göre Türkiye'nin 'en büyük' bir sorunu var.
Gerçekte, Türkiye'nin en büyük 'bir' sorunu yok artık. Türkiye'nin bütün sorunları büyük. Türkiye'de sorunlar azman, sorunlar semiz, Türkiye başlı başına BİR sorun, sevgili okurlar. Ve ben diyorum ki bütün sorunların temelinde, Türkiye'de söylenenin yapılmaması, yapılanın söylenmemesi yatıyor. Son ve devasa bir örnek vermek gerekirse, şöyle bir düşünün: Türkiye'nin ekonomik anlamda düze çıkarılması için en çok ve en uzun süredir neden söz ediliyor? Özelleştirmeden. En çok yapılmayan ve azıcık yapılanı da ağıza
yüze bulaştırılan ne? Özelleştirme...
THY'sinden şeker fabrikalarına, Telekom'dan Tekel'e, KİT'lerden kamu bankalarına bir toz duman, kimi özelleştirmeye uğraşıyor, kimi engellemeye ve mücadele hangileri tarafından kazanılırsa kazanılsın, sonuç başarısız. Yani ne kamuda kalanda hayır var, ne özelleştirilen kurum doğru dürüst ve verimli çalışıyor.
Çünkü... Özelleştirmeyle yükümlü devlet mercileri kimler? Politikacılar. Politikacılar kimler? Üyesi oldukları partilerin birer sadık neferi, ülke yangın yerine dönse liderinin sözünden çıkmayan, hiçbir kişisel inisiyatif kullanamayan kişiliksizler değil mi? Hangi bağımsız ve özgür kafayla kurumları özelleştirebilir bunlar?
Türkiye'de hangi siyasal partide liberal bir yapılanma var ki, politikacıların kafası ekonomide gerçekten liberal bir anlayışa bassın? Şu hale bakın: Ülkenin sözüm ona birinci partisi DSP, tarikat şefine, aşiret reisine gösterilecek itaat ve huşu içinde, bir çift enkazın peşinde kurultaya gidiyor! Enkaz çift el ele vermiş büyüte büyüte
parti içi sultasını büyütmüş ve tebaasına hâlâ 'tek başına iktidar' vaat ediyor, Rıdvan Budak hariç bir kul da çıkıp gülmüyor hallerine. Söyler misiniz bana, kuzu kuzu yine Ecevitleri seçecek olan DSP'lilerin, kime oy vereceği sorulduğunda "Beyim bilir. Nereye bas derse oraya mühür," diye yanıtlayan ezilmiş kadın seçmenden ne farkı
vardır? Özelleştirme, başta entelektüel liberalliği gerektiren çok ciddi bir iştir. Bu tebaa mı başaracak liberal ekonomiyi, özelleştirmeyi?
Gelelim Türkiye'nin 'özüm ona' ikinci
partisine: MHP. Her biri paramiliter disiplin çerçevesinde kabile gelenekleri sürdüren, kafa tokuşturmaktan beyinleri sarsılan bu adamlar mı 'emir-komuta' zinciri içinde benimseyip gerçekleştirecekler özelleştirmeyi? Onların da
DSP gibi bir tebaa oluşturdukları, son kez geçen hafta gözümüzün önünde kanıtlandı: Mehmet Gül adlı vekilleri 'vecazet'iyle madara olunca, milli şefleri: 'İki ay kaybolsun!' buyurdu, Mehmet Gül Avustralya'da arazi oldu.
Naçiz yazarınız, Meclis'i dolduran 550 milletvekilini niye besliyoruz kesinlikle anlamıyor. İktidardaki üç başı ve muhalefetteki iki başı maaşa bağlasak, sonuç aynı olmayacak mıydı? Her birinin arkasında kafa sallayan bir yığın adamı doyurup semirtmek mi demokrasi?
Bence Türkiye'nin kurtuluşu gerçekten özelleştirmekten geçiyor. Ama önce partileri özelleştirmek, politikayı özelleştirmek, demokrasiyi özelleştirmek koşuluyla.
Ekonomide özelleştirmeye karşı olan 'devletçilere' de bir sorum var: Neyi kimden koruyorlar? Bankalarını özel sektöre peşkeş çeken devleti mi koruyorlar? Çalışmadan maaş alınan çiftlikleri mi? Yoksa kendi paylarını aldıkları
siyasal bir 'sömürü' sistemini mi? Devlet milleti korudu mu ki, millet devleti korusun? Hangi kamu kurumu, kamuya hizmet etti?
Devlet malını kime yediriyordu da, yabancılara gitmedi?