Çelişkilerimiz ve biz
Radikal · 27 Nisan 2001
Düşene vurulmazmış. Yalan. Türkiye dizüstü çöktü ya, çakan çakana. İşin kötüsü en aşağılayıcı tokatları yiyoruz, suratımıza tükürüyorlar, farkında bile değiliz. Belki biz farkındayız da, Ankara'daki koltuklarda bırakın havlamayı, hırlayacak mecal kalmadı. Her bir koltuk sanki Cumhur Ersümer. Bön bön bakıyor, bana mısın demiyorlar yedikleri dayaklara. Hiç birinde gurur kalmadı ki, korusunlar... Son tokadı yine Fransa attı.
15 Temmuz 1983 Orly katliamının baş suçlusu, ASALA lideri Varujyan Garbisyan Fransa tarafından serbest bırakılmakla kalmadı, Erivan Belediye Başkanı'nın tahsis ettiği evde oturmak ve işte çalışmak üzere Ermenistan'a gönderildi gizlice. Hem de, Ermenistan'ın 24 Nisan soykırım anma törenlerine 'kahraman' olarak katılabilmesi için 23 Nisan gecesi uçuruldu Erivan'a. İnsanlık ve adalet adına ne varsa hepsine ihanet olan bu karar, insan kasabı Garbisyan'ın affı, Fransa'nın Ermeni davacılarına bu yıl verdiği ikinci armağan. Orly Havaalanı THY bürosunda patlayan bomba 8 kişinin ölümüne, 57 kişinin yaralanmasına yol açmıştı. Ölenlerin ve yaralıların çoğu, Fransa'nın kendi yurttaşlarıydı ve gözlerimle gördüm, onlarcası tekerlekli iskemlede, kolsuz, bacaksız yaşıyor henüz.
Ölenler müebbeden ölü. Sakatlar sakatlığa müebbet. Fransız adaletinin müebbet hapse mahkûm ettiği Garbisyan ise, 17 yıl mahkûmiyetten sonra serbest. Garbisyan'ın iki işbirlikçisi, Soner Nayır ve Ohannes Semerciyan 15 ve 10 yıllık mahkûmiyetlerini tamamlayıp zaten çoktan bırakılmışlardı. Ama asıl iğrenç olan, Fransa'nın Ermeni davacılarına verdiği ikinci armağanı birinci armağana, yani ASALA baş kasabının serbest bırakılmasını 19 Ocak'ta parlamentonun çıkardığı 'soykırım' yasasına dayandırmasıydı.
Katili Fransa'yı terk etmek koşuluyla salıveren mahkemenin karar gerekçesinde: 'Tutuklunun suç eylemlerinin amacı olan Ermeni soykırımı Fransız devleti tarafından 2001'de resmen tanındığına ve uğrunda mücadele verdiği Ermenistan devleti 1990 yılında bağımsızlığına kavuştuğuna göre, 1983'te işlediği suçların siyasal sayılması ve güttüğü davalar için duygularına kapılarak silaha sarılmasının anlayışla karşılanabileceği...' vurgulandı. Başka bir deyişle, Garbisyan sonradan haklı olduğu 'anlaşılan' davalar için savaşıyordu ve infiale kapılarak öldürmesi artık hoşgörülebilirdi!
Kanım çekildi önce. Nefret ettim Fransa'dan, iğrendim Fransız yargısından. Sonra düşündüm. Türkiye farklı mıydı sanki? Söyleyecek lafımız, protesto hakkımız kalmış mıydı?
Hayır. Avrasya feribotunu kaçıran Çeçen teröristleri, Rusya'ya nanik yapar gibi koruyup kollayan kimdi? 'Kardeşlerimiz!' diye bağrına basan, hapsettiği cezaevinden kaçıran, kalanı da 'af' kapsamında kurtaran ve aynı eşkıya gün ortasında otel basıp Türkiye turizmini can evinden vurduğunda hâlâ 'kardeş' muamelesi çeken, teröriste terörist bile demeyen Türkiye daha mı az ikiyüzlüydü Fransa'dan? Çeçen eşkıyaya verdiği destekle Rusya'yı aşağılayan Türkiye'yi, Ermenilere verdiği destekle Fransa hiçe sayıyordu işte. Tencere dibin kara, seninki benden kara teranesi...
Çelişkilerimiz bundan mı ibaretti ki zaten? Almanya, OTUZ YILDIR Almanca öğrenmeyen
Türk göçmenleri Almanca öğrenmeye zorluyor diye ayağa kalkıyoruz. Yüzyıllardır birlikte yaşadığımız ve üstelik göçmen olmayıp yerli malı Kürt halkımıza ise: 'Hayır efendim, okullarda kendi dilinizi öğrenmeyeceksiniz!' diyoruz. Göçmen Türkler illa ki Almanya'da oturup Almanca öğrenmeyecekler; Kürtlere kendi ülkelerindeki okullarda Kürtçe öğrenmek yasak.
Haydi canım sizde. İleri var mı ki tutarı olsun bu devletin?