Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Roberto kapıyı iki kere çalar

Milliyet · 6 Mayıs 2001

Her şey, Le Monde gazetesinde gördüğüm minicik ilanla başladı. Ciddi mi ciddi, sıkıcı mı sıkıcı, ama dış muhabirlerin meslek belası okumak zorunda olduğu siyasal bir makalenin ortasına gömülmüş, öylece beni bekliyordu. Beni bekliyordu, çünkü neden söz edildiğini anlamak için İspanya'dan geçmiş bir gazeteci olmak gerekiyordu. Küçük ilan bir silindir şapka, bir de kuyruklu siyah ceket logosu altına yazılmış “Borçlarınızı tahsil ederiz!” tümcesinden ibaretti. Yüreğim sevinçle çarptı, belleğim on üç yıl öncesine doğru gerindi.

Geçen yüzyıl yazmıştım ben bu ilanın haberini! 1988 yılında tanımıştım Roberto'yu. “Çatık kaşlı, efe duruşlu, yakışıklı bir İspanyol. Silindir şapkası, papyon kravatı, beyaz gömleği ve kuyruklu ceketiyle borçlunun tepesine dikildiğinde oldukça etkileyici olmalı. Çünkü Roberto yeni işinde “frak” giyiyor. Gömleği hariç baştan aşağı siyah bir frak,” diye tarif etmiştim. Roberto'nun asıl mesleği elektrikçilikti. İşsiz kalınca, dünyada ilk kez İspanyol bir girişimcinin akıl edip kurduğu “paralel tahsildarlık” mesleğine soyunmuş, daha doğrusu giyinmişti. Şirketin adı, “El cobrador del frac”, yani fraklı tahsildar olup, adli bürokrasinin ağırlığından ve yasaların boşluğundan yararlanarak vereceklerinin üstüne yatan borçluları şaşırtıcı bir yöntemle kıstırıyor ve en nazik ama en etkili biçimde ödemeye zorluyordu. Batık paraları borçluyu ayağından kurşunlayarak değil, gururundan vurarak kurtarıyordu Roberto. Çalıştığı şirket iki kişilikti; bir kendisi, bir de patronu Senyor Navarro. Taktik çok basitti. Borçluya önce Roberto'nun patronu telefon ediyor ve nazik bir dille vereceğini anımsatıyordu. Ardından silindir şapkası ve frakıyla Roberto, düğün alayı ya da cenaze töreninden gelir gibi kapısına dayanıyor, “Borcunuz var, ödeme koşullarını konuşmaya geldim,” diyordu. Batıkçı, hemen razı olursa ne ala. Direnen, kendisi yerine karısı kapıya çıkan, evde olmayan ya da yok dedirtenlere karşı saldırı tekniği ısrarlardı. Patron günde on kez telefon ediyordu: “Borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz?” İşe, eve, saunaya, tatildeki otele, kahveye, lokantaya. Borçlu ağzını bozsa bile, son derece nazik bir inatla sürüyordu telefonlar. Tabii en olmadık zamanlarda Roberto kapıya dayanıyordu arada: “Ödeme koşullarınızı görüşmeye geldim...” Sonra yine telefon. Sonra yine Roberto. Bir sinir savaşıydı bu ve fraklı tahsildar, genellikle kazanıyordu.

Le Monde gazetesindeki adrese koştuğumda bir de ne göreyim? Meğer Senyor Navarro'nun iki kişilik şirketi on üç yılda olmuş size 15 şubeli uluslararası bir tahsildarlık holdingi! Benim küçük ilandaki Fraklı Tahsildar, “El Cobrador Del Frac”ın Paris uzantısı olup, yalnız Fransa başkentindeki Roberto'ların sayısı 25'i bulmuş. Meğer Fransız mahkemeleri de yavaş çalışıyor ve dev şirketler bile alacaklarını, batık paralarını kurtarmak için Fraklı Tahsildar'a başvurmayı tercih ediyormuş. Dahiyane fraklı tahsilat fikrinin babası, Paris'teki şirketin duvarına asılı fotoğrafın ortasında artık koskoca bir yönetim kurulu başkanı olarak poz veriyor. “Peki Roberto ne oldu?” diye sordum Paris'teki İspanyol müdür Russell'e; “Kendileri yönetim kurulu üyemiz...” demesin mi?

Acaba diyorum Türkiye'deki batıkçıların ve hortumcuların kapısına, frak mrak etkili olmaz da... Anadan doğma “Üryan Tahsildar”lar göndersek, utanıp geri öderler mi çaldıklarını?

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1