Küçük namussuzların sokağı
Radikal · 9 Mayıs 2001
Atlantik Okyanusu'na karşı bir sabah. Yalnızlığımı, bir köpek yavrusu gibi dolaştırıyorum Bilbao sokaklarında. Las Cortes. Bu eski liman kentinin 'sıcak' sokağı. Birkaç saat sonra, gün bitip aydınlıklar solarken, karanlık kapı ağızlarından eciş bücüş insanlar doğacak geceye. Loş bar gecelerinde beyaz, küçük paketler elden ele geçecek. Kadınlar, yer yer çürümüş kalçalarını gösterecekler, yeni gelen Panama gemisinin tayfalarına. İspanya Kralı'nın temiz yüzü basılı, buruşuk kâğıt parçaları alınıp verilecek köşe başlarında. Buranın yasası fuhuş, uyuşturucu ve hırsızlık. Üçünün de imanı para. Geçenlerde, ünlü bir aktör, "Hiç takmıyorum parayı" dedi. "Yitirmişim, kazanmışım önemli değil benim için." Çok iyi anlıyorum kendisini. Yalnız şiir okuyor, kent dışında yaşıyormuş. Ama parayı takmamak için, önce çok doymuş olmak gerekiyor galiba. Buradaki insanlar ise, paradan başka hiçbir şey düşünemiyorlar henüz.
Peki ben ne arıyorum burada? Belamı desem, bela saati değil. Günah, sımsıkı kepenklerin ardında uyuyor daha. Diyelim ki ölçülü bir heyecan, tehlike geçtikten sonra ya da gelmeden önce duyumsanan hafif bir ürperti peşindeyim. Belki de bilinmedik bir kendimin.
Bir mahzen meyhanesinin önünde yarı uykulu bir cüce, yüzlerce kez kullanılmış kızartma yağlarının biraya bulanık kokusunu sokağa doğru süpürmekte. Cücenin cüceliğine hiç şaşırmadım. Bilbao'nun bu sokağı, yüz okkalık hatunları, cüceleri, kör eroin satıcıları ve travestileriyle İspanya ölçüsünde ilginç bir tekil. Çok geçmeden yeni bir yüzünü daha keşfedeceğim. Kaldırımda bir kedi yalanıyor. Benim yalnızlığım nasıl bir yavru köpekse, bu kedi de öylesine bu sokağın kedisi. Bıçkın, iri bir tekir. Görmüş geçirmiş, bıyıklarını bu yollarda ağartmış, belli. Kuyruğunun yarısı yok, kulağın biri delik deşik. Kendisini kışlayan cücenin süpürgesine acımtırak bir bakışla uzaklaşıyor. İspanya, sokak kedilerinin henüz özgür ve var oldukları ender Avrupa Ülkelerinden biri.
Komşularına tutunarak ayakta duran iki katlı, yorgun bir evin önünde sabahın erken saatine karşın sekiz-on kişi toplanmış. Yağlı göbeğini pantolon askısıyla taşıyan bir adamın çevresini almış, kıkır kıkır gülüyorlar. Evin üst penceresinde heybetli bir kadın. Memelerini beline dayamış; "Bir daha buralara gelirsen, ayaklarını kırarım ulan senin!" diye bağırıyor, aşağıdaki adama. Üç buçuk ak saçı diken diken uçuşan göbekli ihtiyar, tehlikenin altında ve seyircilerin önünde olmaktan aldığı cesaretle, cevabı yapıştırıyor: "Senin gibisine muhtaç olmaktansa, eşcinsel olurum daha iyi, ŞILLIK!"
Türkçesi 'tilki' olan 'zorra' sözcüğü, şıllık anlamında da kullanılıyor
İspanyolcada. Zavallı tilki kime ne yaptı, nedendir bilinmez.
Biri omzuma vuruyor. Bask televizyonundan tanıdık. Ne arıyorsun burada? Ya sen? Manastırdaki rahibelerle röportaj yapmaya geldik. Hangi manastır? Şu köşedeki.
O köşedeki yüksek duvarın arkasında ne olduğunu hiç merak etmedim ben. Yıllarca dayandığım yatılı okul duvarı gibiydi. Duvar renginde, çocukluk yasaklarıma öyle çok benziyordu ki, bilinçaltımın sıradan resimlerine binip gitti. Kırmızı bereli Bask polisinin gece saat ondan sonra giremediği bu sokakta, bir de manastır var demek. Hem de kuruluşunun üçyüzüncü yılını kutluyormuş, San Fransisco'nun Karmelitas rahibeleri. San Fransisco, Amerika'da bir kent olarak üne kavuşmadan önce, Peder Fransisco diye anılan kendi halinde bir azizdi. İspanya'da hâlâ öyle. Aziz Fransisco'nun rahibe güvercinleri, karmelitas rahibeleri üçyüz yıldır bu günah sokağında; kadın eti alıp satan kasap dükkânları, meyhaneci cüceler, sarhoş gemiciler, kadın gibi yapan erkekler ve erkeklik taslayan pezevenklerle aynı küçük dünyayı paylaşıyorlarmış meğer. Küçük namussuzlukların sokağını. O yüksek duvarların ardında kocaman bir de bahçe var. Karmelitas rahibeleri, Las Cortes'in günah topraklarında lahana, pırasa, havuç ve salata yetiştiriyorlar. Manastırın yaşı belli. Ama Las Cortes'in ne zaman ünlendiği bilinmiyor. Kesin olan, rahibelerin bundan elli yıl önce, manastırın kapılarını sokağın çaresizliğine açtığı. Sarhoş gemicinin dövdüğü orospunun yaraları burada sarılıyor. Dikiş öğrenmek isteyen dikiş, anasının memesinden marijuana emen öksüzlere okuma yazma öğretiliyor burada. Umudunu yitirene Tanrı veriliyor, aç doyuruluyor, çıplak giydiriliyor. Karmelias rahibeleri, uzun süredir yargılamayı bırakmışlar, öğüdü kesmişler. Toplumun kustuğu bu zavallı insanların kellesini, safranın üstünde tutmaya çalışıyorlar yalnızca.
Düşünüyorum: Afganistan'da olmayan Las Cortes'liler mi daha şanslı, yoksa Las Cortes'i olmayan Afganistan mı?
Las Cortes sokağında Karmelitas manastırına karşı oturmuşum; bir köpek yavrusu gibi ayaklarımın dibine uzanan yalnızlığımın başını okşuyorum.