Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Bağımsızlık ve milliyetçilik

Radikal · 18 Mayıs 2001

"Unutmuştum

Bire kadar saymanın

Sıfırı tüketen için

Geçici güzelliğini."

FLORENT ROİNA

Yukarıdaki dört satırlık şiiri, bir kitapta okumadım ben. Zaten bir kitapta yayımlanmadı ve şairi de tanımıyorum. Bu dörtlüğü bir metro vagonunun duvar afişinde okudum. Paris metro ve otobüs şirketi RATP, iki yıl önce bir 'küçük şiir' etkinliği başlattı. Yolcular şiirler yazdılar, şirkete gönderdiler, ödül alanların dörtlükleri istasyon duvarlarında ve vagon afişlerinde sergileniyor. Afyonu patlamadan işe giden ve suyu sıkılmış limon gibi eve dönen yorgun insanlar, gözlerini dinlendiriyorlar bu şiirlerde.

RATP, eskiden tümüyle devlete bağlı bir kamu kuruluşuydu. Şimdi özerk bir şirket. Fransa, uzun yıllar devletçiliğin ağırlıklı olduğu bir ülkeydi. 1970'li yıllarda Fransız solu, özelleştirmelere karşıydı, 1980'den öteye solcusu sağcısı hiç fark etmedi ve hızla devlet sektörünü küçülten, serbest rekabete dayalı gerçek liberal ekonomiye geçiş başladı. Tabii kolay olmadı. Sendikacılığın bir gelenek olduğu ülke, grevlerle çalkalandı. Bugün bile her özelleştirme girişimine direnç var. Ama artık tüm toplumsal partnerler, özelleştirmeye karşı değil, hakların ve güvencelerin dengeli dağıldığı bir özelleştirme için dövüşüyorlar. Fransa, devlet sektörünü tümüyle yeniden yapılandırmak çabasında. Özelleştiremediğini özerkleştiriyor. Nihai amaç ise, özelleştirmek. Denetiminden tümüyle kaçmasını istemediği sektörlerde, öyle yarı hisse falan bile değil, yüzde 30, yüzde 20 gibi bir payı kendisine saklıyor, diğerlerini kendi payından daha küçük dilimler halinde satıyor. Yabancı bir ortak bulduğunda göbek atıyor ve büyük tavizler veriyor kendi haklarından. Kimse de çıkıp, 'bağımsızlık' elden gidiyor nutukları atmıyor.

Neden?

Çünkü aziz okurlarım, bizden daha önce liberal ekonomiye geçiş yapan ülkelerde yaşananlardan anlaşıldı ki, neyi kime satarsanız satın, kurumun yeni sahibi ya da sahiplerinin eli kolu, o ülkenin yasalarıyla bağlı. Hukuk devleti dedikleri aynı zamanda bu! Yasalar, sermaye sahibini ülkenin çıkarlarını kollamakla yükümlü kılıyor, kollamadığı zaman vergisiyle yaptırımıyla tepesine biniyor. Bugün İngiltere'nin, Fransa'nın, İspanya'nın en yaşamsal kurumları, dev sanayiilerinde büyük oranlarda yabancı ortaklıklar var. Ben İspanya ve Fransa'daki özelleştirme furyalarını, Amerikan, Alman, Arap ya da Japon sermayelerinin bu iki ülkeye girişini şahsen yaşadım. Özellikle Fransız Telecom harekâtını baştan sona izledim. İnanılmaz dakik ve ayrıntılı bir çalışmadan sonra, evrensel ekonomi tarihinde eşi az görülen bir başarıyla tamamlandı özelleştirilmesi. Örneğin İngiltere'nin demiryollarını özelleştirmesi fiyaskoyla sonuçlandı, yani her yerde başarılı değildi bu tür operasyonlar.

Ama bugün kimse, elleri birbirinin cebinde olan Avrupa ekonomilerinde, herhangi bir ülkenin 'bağım-

sızlığını' yitirdiğini söyleyemez. Silah sanayiinden uzay füzesi yapımına herkes birbirine ortak ve tüm ortaklar birbirinden güçlü devletler. Kimse kimsenin milliyetini elinden almadı, bağımsızlığına dokunamadı.

Bir ülkenin devleti varsa, yasası varsa, ordusu varsa, içine Truva atı gibi girenlerin hepsini perişan eder. Düş-

manlık yapan yabancı sermayeye anında el koyar, özelleştirdiğini yeniden devletleştirmek hakkına sahiptir.

Türkiye'deki en gülünç 'Bağımsızlık elden gidiyor' milliyetçiliği, Telekom'da yaşandı, yaşanıyor. Uydu iletişiminde neyi hayati buluyorlar anlamadım. Kimsenin Türkiye'yi dinlemek için Türk uydularına falan ihtiyacı yok artık. Örneğin İngiltere'ye kurulan dev 'Amerikan kulakları'ndan haberleri yok mu bunların? Adamlar, tüm Avrupa'daki, hatta dünyadaki telefon konuşmalarını, tuş tıkırtılarını dinliyor, internet mesajlarını kaydediyorlar. Tepemizde dolaşan kendi uydularıyla, yerdeki bir çiviyi görüyorlar. Neyi kimden saklıyoruz anlamadım. Ankara'daki telemilliyetçiler, acaba bu yer ve uzay casus istasyonlarının marifetlerini kanıtlarıyla yayımlayan bilimsel araştırmaları okuyorlar mı? (Ya da okusalar anlarlar mı?)

Paradoksal bir biçimde sözümona Türkiye'nin bağımsızlığını savunan milliyetçilik, kime yaradı bugüne kadar? Bu devlet ve millet bağımsız bağımsız, öz be öz yerli malı hırsızlar ve siyasiler tarafından soyulmadı mı? Ha milliler soymuş, ha yabancılar, ne fark eder? Diyorlar ki yabancı şirketler kazançlarını yurtdışına götürecekler. Yerli hortumlar nereye götürdüler peki? Türkiye'de bıraktıkları için mi hapisteler?

Hangi devleti ve hangi bağımsızlığı, kime karşı koruyoruz? Ekonomiyi yabancı sermaye mi batırdı, yoksa kamu kuruluşlarını yemlik diye kullanan millilerimiz mi? Bugün sıfırı tükettikleri için ABD'nin bire kadar saymasına sevinen kim? Bağımsız batıkçı milliler değil mi?

Yabancılarla başa çıkarız da, yerlilerden kim koruyacak bizi? Sorun burada.