Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

‘Cıs!’

Radikal · 19 Mayıs 2001

İnsan yavrusu ateşin yaktığını, suyun boğduğunu, elektriğin çarptığını yavaş yavaş öğrenir. Analar babalar, alevin çekici rengini tutmaya davranan bebeyi: 'Cıs!' diye uyarırlar. Meraklı bıdık parmağını elektrik prizine, kaynar tencereye yaklaştıran çocuğun üstüne hamle edilirken, 'Cıs!' diye haykırılır. Ne yazık ki 'cıs', insanoğlunu ömür boyu izleyen bir alarm değildir. Çocuk büyüdükçe, artık tehlikenin bilincine erdiği varsayılır ve kimse 'Cıs' ihtarı yapmaz, kişi kendi başının çaresine bakmaya bırakılır.

Türkler çocukluğunu yaşayamamış bir erişkinler toplumu. Geniş genelinde tehlike bilinci yok. Tehlikenin türüne özgü uyarı sinyallerini görmüyor, duymuyor, hep birilerinin 'Cıs!' diye uyarmasını bekliyor. Ama doğa uyarmıyor. Bir deprem, fay hattındaki çürük binayı paldır küldür yıkıyor. Ne yapıyor bizim Türkler? Sanki deprem kader kazasıymış gibi yine fay hattının üstüne yine çürük binaları konduruyor. Çünkü depremin dili yok, 'Cıs!' diye haykırmıyor. Mete Işıkara bağırıyor, ama o depremin kendisi değil, deprem zamanının 'en yakışıklı erkeği' seçilen bir adem kişi. Saçına bakılıyor, gözüne bakılıyor, yine yıkılacak bina yapılıyor.

Ne yazık ki ekonomi ve politika da 'Cıs' diyebilen türden cisimler değil. Ekonomi ateş olup yakmıyor, yavaş yavaş kebap ediyor kurallarına ve yasalarına uymayanları. Politika büsbütün sinsi bir tehlike. Yıkılan, yıkıldığını bilmiyor. Ağır hasarlı politikacılar, sağlam sanılıyor ve işte bu noktada, ülke için çok tehlikeli olmaya başlıyorlar. Başladılar.

Türkiye, müflis bir hovarda. Uçan kuşa borçlu. Tam olarak ne kadar borçlandığını bile bilmiyor. 'Tahminen', 180 milyar dolar borçlandığı söyleniyor. Dünyayı yönetenler, bizim politikacılar BİR KEZ DAHA ve ÇOK FENA çuvallayınca, bir adam gönderdiler: Kemal Derviş. Mantıksızlığı bir mantık, düzensizliği bir düzen çerçevesine oturtmaya, yuvarlandığımız uçurumda bir dala tutunmamızı sağlamaya çalışıyorlar. Açıkça, bağıra bağıra: "Bakın size SON KEZ borç veriyoruz, suyun başına Kemal Derviş'i koyduğumuz için SON KEZ güveniyoruz!" diyorlar.

Oysa hükümet, Kemal Derviş'in 'misyonuyla' değil, üslubuyla uğraşıyor. Örneğin MHP lideri Devlet Bahçeli: "Bizim için Telekom meselesi çok önemli değil. Ama bizim için devlet üslubu meselesi çok önemli," diyebiliyor. Türkiye'yi devlet üslubuyla batıranlar, IMF'ye verilen niyet mektubunun, kendilerine sonradan gösterilmesini hazmedemiyor. Yok Derviş İngilizce konuşuyormuş da, yok bir şey anlamıyorlarmış da... Bir ülke var olmak savaşında, onlar var gibi görünmek peşinde. Derviş mektubu ilk olarak hükümete gösterseydi, acaba nasıl bir kuşa çevirirlerdi ve IMF 'neyi' kabul ederdi? Kimse bunu sorgulamıyor. Kemal Derviş'i üç ay içinde haklayacaklar.

Oysa Kemal Derviş faktörü ekarte edilirse, ülke kaderiyle baş başa bırakılacak ve kendisini bu hale getirenlerin 'üslubuna' terk edilecek. Bu terk ne anlama gelir biliyor musunuz? O 180 milyar dolar borcu bize hibe etmezler. Bir süre batmamızı seyrederler. Sonra, haciz memurlarıyla gelirler. Borçlarımıza karşı fabrikalarımızı, madenlerimizi, denizlerimizi, sularımızı, tarihimizi ve coğrafyamızı alırlar. Haciz memurlarına kapıyı açmazsak, önce ufak ufak başka orduları üstümüze salar, ardından kendi ordularıyla bile dalarlar içeri. Savunur ya da savunamayız.

O başka mesele. Kazanır, ya da kazanamayız, o da başka mesele. Ama Türkiye BİTER, bu kesin.

Yangın yakar, sel boğar, deprem yıkar, hortum emer, borç batırır. Dünya 'Cıs!' diye bağırıyor, duyan var mı?