İmtiyazlar ve sınıflar
Radikal · 21 Mayıs 2001
Bizim ailede askerlik, baba mesleği olup ailenin istisnasız tüm erkek ceddi subaydır. Geleneği naçiz yazarınızın kuşağındaki tek erkek Volkan Bozkır bozdu ve diplomat oldu. Gelenek bozulmakla kalmadı, bitti. Artık belli, bizim oğullar da asker olmayacaklar. Çünkü Türkiye'de ordu bir sınıf değiştirme aracı, inanması zor ama doğru: Demokratik bir okuldur. En yoksul kesimlerden gelen çocuklar bile, yetenekleri ölçüsünde meslek sahibi olur, yükselip sınıf değiştirebilirler
orduda. İşte bizim ecdadın savaş çocukları, ordunun kanatları altında eğitildiler, mühendis, doktor vb. oldular, sınıf değiştirdiler ve kendi çocuklarını yetiştirip
okutmak için orduya ihtiyaç duymadılar, bizleri en iyi eğitimlerle donatıp, 'sivil' yetiştirdiler, biz de kendi çocuklarımızı sivil büyütüyoruz.
Türkiye'de ordu hayranı, orduya bel bağlayan,
ordudan medet uman sözüm ona demokrat ve sözde aydın bir kesim, aralarında yazarlar,
bilim adamları, öğretim üyeleri, politikacılar var. Asker aile geçmişime karşın, ben bu tastan su içmedim, içmem. Çünkü asker demokrat olur ama, demokrasi rejimi temelinde 'askeri' değil 'sivil' bir kavramdır. Bir ülkede doğru ve hakça düzeni belki silahlı güçlere dayanarak geçici süreyle sağlayabilir, ama yerleştiremez ve sürekli kılamazsınız. Demokrasi, özünde sivil olmak zorundadır.
Ancak Türkiye'de bırakın demokrasiyi, sivil kavramını gerçek anlamında benimseyen ve sahip çıkanların sayısı azalıyor. Sivil otoritenin yokluğu, yozluğu, çürüklüğü, TSK'yı toplumsal güçler dengesinde 'tek düzenli güç' haline getirdi, terazinin ağır basan kefesine oturttu.
Bir ülkede bir kurum, 'tek güvenilen' mertebesine yükselir ve hele silahlıysa, her istediğini yapmakta serbest kalır ve denetlenemez. Ancak kurumun denetlenemez ve eleştirilemez hale gelmesi çok tehlikelidir, çünkü dengesiz güç, yozlaşmaya da açıktır.
Ben Türk ordusunun yozlaşmasını istemiyorum. Ama son yıllarda gözlemlediğim gelişmeler, TSK'nın yalnız en yoksul ve eğitim olanağından yoksun çocuklara sınıf değiştirme
fırsatı tanıyan demokratik bir okul olmakla yetinmeyip, imtiyazlı bir sınıf yarattığı ve bir imtiyaz hiyerarşisi içinde yapılanmakta olduğu yolunda. Örneğin, Hava Kuvvetleri Lojistik Daire Başkanı bir korgeneralin, Ankara'da iki katlı muhteşem bir lojmanda oturduğu, villasında pingpong salonu, jimnastik salonu, sauna bulunduğu, tüm banyo ve tuvalet aksamının ithal malı olup, tam vardiya çalışan iki hizmetçinin masrafları dahil tüm bu olanakların ordu, yani devlet kesesinden sağlandığı anlatılıyor. Şaşırdım. Ben şaşırınca güldüler. Meğer pek çok general aynı olanaklarla donatılmış lojmanlarda yaşıyormuş Türkiye'de. Umarım doğru değildir. Umarım doğru değildir, çünkü Türkiye'de sivillere değirmenin suyu nereden geliyor diye sorulurken, askerlere soramamak KORKUSU, pek demokratik bir korku değildir. Örneğin kimi paşaların baldızının dızdızının tüm sağlık işlemleri ve porselen dişleri, yasal hakları olmamalarına karşın askeri hastanelerde 'bedava' yapılıyormuş, diye duydum. Acaba yalan mı? Örneğin 'eski' asker çocukları, orduevleri ve ordu pazarları nimetlerinden yararlanamazken, kimi yeni paşaların akraba bile olmayan yakınlarına orduevleri, çarşı pazar kartları dağıtılıyormuş. Acaba iftira mı? Sorguluyorum.
Lojistik villalar pingpong oynuyor. Casa'lar düşüyor. Casa ihalesi sırasında 'Dünya üzerinde bu uçağı istenen bu sistemlerle çalıştıran tek ülke yok,' diye rapor veren uçak mühendisi K.K., kızağa çekilmiş zamanında.
Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüksekova davasında çete kurmak, bombalamaya azmettirmek ve gasp suçlarından 27 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Mahkemenin karar tarihi 22 Mart. Ama bulunup tutuklanamamış binbaşı Yurdakul. Aranırken aranırken, 5 Nisan'da ordudan emekli olmak için başvurmuş. Normal emeklilik işlemleri bir ay sürerken, firardaki suçlu binbaşıya 13 gün gibi rekor bir sürede emeklilik hakları verilivermiş. Şimdi emekli maaşını alıyor, ama yakalanamıyor. Haberi 11 Mayıs'ta Radikal'de sürmanşetten verildi, 16 Mayıs'ta Milliyet'te Melih Aşık'ın köşesinde yayımlandı. Askeri yetkililerden HİÇ ses çıkmadı. Oysa TSK'nın ilgi duyduğu konulardaki yayınlara hemen yanıt vermek gibi uygar bir alışkanlığı vardır.
Bütün bunlar hiç iyiye işaret değil.
H
Dünkü yazımın ortasında, Daniel Colagrossi'nin biçemine hiç uymayan ve köşeme yakışmayan garip bir fotoğraf yayımlandı. Teknik arkadaşların yaptığı hatalı 'ışınlama' sonucu, tanımadığım iki kişinin ve bir optik firmasının reklam panosuna döndüm. Yapanın adına özür dilerim. Bir daha olmayacak.