Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Haklar ve gaklar (2)

Radikal · 25 Mayıs 2001

Eliahu İnbal, ilk kemanını altı yaşında, minicik elleriyle kendisi imal etti. On iki yaşında, ilk orkestrasını yönetti. Halen ecdadını katleden milletin ülkesinde, Berlin Senfoni Orkestrası'nın şefi. Anladığınız gibi İnbal, İsrailli bir yönetmen ve dünyanın

en iyilerinden biri.

İnanılmaz karizması olan bir insan.

İbranice, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Arapça ve İngilizce konuşuyor. "Ailemde bol haham vardı ve sofrada kutsal kitabın bir tümcesi için saatlerce tartışılırdı. 12 yaşında hafakanlar bastı, fenalık geldi, müthiş sıkıldım, materyalist ve Tanrıtanımaz olup çıktım," diye anlatıyor.

"Hayır! Müzik insanı iyiliğe taşımaz," diyor. "Kötünün kötüsü kişiler bile müziği sevebilir. Hitler piyano çalardı, Stalin müziğe bayılırdı. Ama yine de müziğin kimilerini iyileştirdiğine dair umudumu yitirmedim." Yaşamında iki saplantısı var: İnsanoğlu 20. yüzyılda nasıl böylesine gaddarlaştı ve niçin dinler aralarında dövüşüyorlar. Anlamaya çalışıyor, İnbal. Uzun yıllar Tanrıtanımaz ve maddeci olarak yaşadıktan sonra, çoktanrılı dinlere merak salmış. İnbal, artık bir 'panteist'. Evrenin ve doğanın kutsallığına, her şeyin bir bütünün parçası olduğuna inanıyor. "Örneğin bir büyük şarabı tadarken, doğanın güzelliğine, gücüne iman ediyorum," diyor.

Eliahu İnbal'in gözleri ve beyni, bir çocuk saflığıyla, hiç dinmeyen bir merakla bakıyor dünyaya. Önüne konulan yemekten, ikram edilen şaraba ve bilmediği bir partisyona, aynı merak, ilgi ve öğrenmek sevinciyle yaklaşıyor. Yemeği coşkuyla kokluyor, tadıyor; partisyonu hevesle okuyor, çözümlüyor. Her alanda sınır tanımayan bir araştırmacı yanı var. Tutkusu, orkestra şefliğindeki 'masa' çalışması. (Türkiye'de de aynı tutkuyla müzik tarihini çalışan bir orkestra şefimiz var bizim de: Cem Mansur'un kulakları çınlasın!) Çünkü bir partisyonun gelmişinin geçmişinin masa çalışmasında çözülmesi, bazen nankör bir iş, ama Eliahu

İnbal'in başarısı, bu analizle başlıyor. Ve son sözü İnbal'in, herkesin, her meslekten insanın yoluna ışık tutabilir nitelikte:

"Bir orkestra şefi, her eseri hayat memat meselesiymiş gibi yönetmelidir. Hiçbir orkestra karşısında direnemez!"

Evrensel başarı, kişinin yaptığı işe verdiği önemden geçiyor, sevgili okurlar. Başka bir deyişle, tutkudan.

İsrail ve Filistin açmazından başlayıp, Yahudi lobisinin gücünden geçerken, bir müzisyeni anlatmamın nedenini kuşkusuz anladınız. İsrail, ne içeride ne de dışarıdaki Yahudi nüfusuyla; Arap dünyasıyla aşık atamaz. Ama atıyor ve kafa tuttuğu yetmiyormuş gibi, şimdilik kazanıyor.

Çünkü tüm dünyada toplam 12 milyon Yahudi'nin arasında ve Eliahu İnbal'lerinin arkasında Marx'lar, Troçki'ler, Einstein'lar,

Rosenberg'ler, Bernstein'lar, Rotschild'ler, Cohen'ler, Spielberg'ler ve daha niceleri var, sıralamaya sütunlar yetmez. Bilimde, sanatta, düşün ve ekonomi tarihinde her biri kendi alanında devrim yapan bu adamları, Yahudi lobisi doğurmadı. Ama onların adları ve varlıkları, elbette Yahudi lobisini güçlü kılıyor.

Son dört yüzyıldır Arap ve Müslüman dünyasından kaç evrensel değer çıktı acaba? Araplar ve Müslümanlar, herhalde Yahudilerden daha az zeki ya da aptal doğmuyorlar. Öyleyse bu pırıltı ve kalite farkı niye? Dikkat ederseniz, farkı tabuları yıkanlar, yerleşik düşünceye 'Hayır!' diyenler atıyor. Demek ki İslam kültürü,

'Hayır!' dedirtmiyor. O zaman 'hak' da, farkı yaratanların oluyor. Ötekiler daha uzun süre, 'gak, guk'la idare edecekler gibi görünmekte.