Haklar ve gaklar
Radikal · 25 Mayıs 2001
Bir zamanlar çok modaydı, 'Hak verilmez alınır!' diye bağırılırdı. Düşünce, özünde doğruydu. Ancak yöntem bağırıp çağırmak değildi galiba. Bağırdık bağırdık, hak verilmediği gibi, elimizdekiler de alındı. Elimizde de pek bir şey yoktu aslında, sınırsız ve özgür düşünmeye henüz başlamış, 'gibilik'ten 'olmaklık'a geçmeye zaman bulamamıştık. Çitilendik, ütülendik, katlanıp konulduk bir kenara. Onlar güçlüydü ve elimizden alabildiklerine göre, onlarındı hak.
Hak, tarihte hep güçlünün oldu. Demokrasi fikri, zaman zaman gölgeliyor bu zalim gerçeği. Güçsüzün de hakkı olurmuş 'gibi' düşünüyoruz. İyi de yapıyoruz. Ama gerçek değişmiyor. Kim alırsa hak onun. Kim güçlüyse o haklı çıkıyor hep.
Örneğin İsrail-Filistin açmazında. Filistinliler sürekli mazlum ve haklı,
İsrail zalim ve haksız, diye düşünülüyor. Oysa başka bir mantık da yürütülebilir: Filistin topraklarını alan İsrail, alabildiğine göre ve muhafaza edebildiği sürece haklıdır. Topraklarını önce satan, ardından savaş ilan edip sattıklarından gayrısını da yitiren Filistinliler de geri alamadıklarına göre haksız. Toprak kavramı da tıpkı 'hak' gibidir. Sahip çıkamazsanız, biri çıkar elinizden alır. Osmanlı İmparatorluğu da aynı kaderi paylaşmadı mı? Osmanlı
gökten zembille mi indi Anadolu'ya? Bizans'ın güçsüz düştüğü yerde güçlendi, muhafaza edemediği toprakları elinden aldı ve benim mülküm, deyip çıktı işin içinden. Derken, zamanla Osmanlı muhafaza edemedi başkasından aldığı toprakları, geniş genelini yitirdi. Birkaç yüzbin Türk direndi, savaştı, koruyabildiğini korudu. Koruduğumuz yere Türkiye dedik. Koruyamadığımız gün, halen vatanımız dediğimiz toprakları da almaya sürü sepet aday çıkar, hiç kuşkunuz olmasın. Ve hatta bizden güçlülerse, alırlar. O zaman onların olur hak da toprak da. Yedi yüzyıl sonra, bir önceki hak sahibinin esamisi bile anılmaz, bir tarihi de onlar yazarlar.
İsrail, 1967 yılında birleşip üstüne gelen Arap ordularını altı gün içinde geri püskürtmekle kalmayıp, Filistin topraklarını da aldı. Şimdi vermiyor. Tıpkı Türkiye'nin üstüne gelen Kıbrıs Rumlarını geri püskürtüp, adanın yarısına el koyması gibi. Dünya, resmi söylemde İsrail'e, savaşta aldığın toprakları geri ver, diyor. Türkiye'ye de Kıbrıs'ın kuzeyini. Verilir, verilmez, doğrudur, yanlıştır başka. Ama işin beni en çok eğlendiren yanı, ona buna çifte standart suçlaması yapan milliyetçi-muhafazakâr-Müslüman Türk çoğunluğunun,
İsrail'e 'Filistin'den çık!' diye kin kusarken, 'Kıbrıs'tan çıkmayız!' diye horozlanması. Hep bana, nah sana, böylesine denmezse neye denir acaba?
Küçücük İsrail'in koskoca Arap dünyasına kafa tutup, 'aldığı' topraklara kene gibi yapışması, sonucu belli olmasa da şimdilik ilginç bir performanstır. İsrail ile Filistin kavgasında, aslında iki din, iki fanatizm dövüşüyor demek abartılı sayılmaz. Ama niye bir avuç İsrail fanatiği (şimdilik) kazanıyor da bu savaşı, yüzlerce katı nüfusa sahip Arap dünyası kaybediyor sorusu var ortada. Çok bilenler, tabii bu başarıyı ABD'nin İsrail'e dayılığında, ABD'nin İsrail desteği arkasında ise, hem ABD hem de dünyayı parmağında oynatan Yahudi lobisini gösteriyorlar. Doğrudur. Ancak soru, belki de: 'Niçin Yahudi lobisi bu denli etkin?' diye sorulmalıdır. Öyle ya, ABD'ye,
İngiltere'ye falan konuşlanan Arap sayısı ve hatta sermayesi, bu ülkelerdeki Yahudi nüfusu ve sermayesinden kat kat fazla. Nasıl oluyor da Suudi Arabistan, Kuveyt, Arap Emirlikleri, Ürdün, Mısır vb. böylesine kanka ve iş ortağı oldukları ABD'de, kan kardeşleri Filistin'e zulmeden Yahudi lobisiyle başa çıkamıyorlar?
Devamı yarına.