Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Türk’ün rengiyle dengi

Radikal · 27 Mayıs 2001

Türkçe, inanılmaz güzel bir dil. Tınısı hoş, oyunları eğlenceli, yaratıcılığa elverişli ve lezzetli. Güzelliğine 'inanılmaz' dememin nedeni var: Kimileri inanmıyorlar. Yarı Türkçe, yarı İngilizce, benim İngiltürk adını taktığım garip bir dil konuşuyorlar. Dillerindeki karışıklık, kafalarında da mevcut zaten. Düşünceleri English kaval, yazıları Türkiş şişhane. Ama Türkçe,

İngiltürklere rağmen günden güne zenginleşen canlı bir dil. Yeni kavramların, yeni sözcüklerin ifade yaşamımıza katılması heyecan verici bir olgu. Dilimiz çok yerinde, cuk oturan kelimelerle gençleşiyor. Ancak bazı kavramları, kullanıldıkları anlamlara çekebilmek için düpedüz sezaryen gerekiyor. Örneğin 'Beyaz Türk' ifadesi. Tanımı, ilk kez Mehmet Y. Yılmaz'ın Japon yemeği 'Sushi' meraklısı Türkleri anlattığı yazısında okumuş ve çok gülmüştüm. Yılmaz, yazısında Beyaz Türk kavramını 'kentsoylu' anlamında kullanmıştı. Hoştu. Belleğimde bir tatlı anıyı canlandırıyor; İlhan Selçuk'un dayanıklı ve dayanıksız adamlardan söz ederken kullandığı 'beyaz etli/kara etli' ayrımını hatırlatıyordu.

İstanbul'a son gelişimde, bir de ne göreyim? Aydın(sı) İngiltürk takımı, birilerine 'Sen var Beyaz Türk olmak!' diye hırlıyor. Örneğin Kemalist olmak, Beyaz Türklük. Cumhuriyetçilik, Beyaz Türklük. Devletçilik, Beyaz Türklük. Laiklik yandaşlığı, keza. Bayram değil, seyran değil, birileri eline fırça geçirmiş, Türklük boyuyor. Hem de rengârenk. Çünkü...

Atatürkçü, cumhuriyetçi, devletçi ve laik Türkler beyaz olunca, ister istemez diğerlerini de birer renge bulamak gerekiyor. İrtica, zaten yeşildi, yeşil kalacak. Peki Atatürk, cumhuriyet, devlet ve laiklik karşıtlarına ne diyeceğiz? Kara Türkler mi? Yoksa Kızıl Türkler mi? Belki de pembe ya da sarıdırlar kendileri. Bence hiç mahsuru yok. Özünde ve sözünde laik cumhuriyetçiliği benimseyen naçiz yazarınız, Kemalizm dahil hiçbir 'izm'le başı hoş ve pek devletçi olmasa da 'ak'ı kabul ediyor. Beyaz Türklüğün başı üstünde yeri var. Beyaz Türklüğü kusurmuş gibi sunanlara da özellikle kara, sarı ya da yeşilliği pek yakıştırıyor. Çünkü acemi badanacıların aksine, başta 'beyaz'ın, tüm renklerin sosyal tarihte simgelediği kavramlardan haberi var.

Bir insan topluluğu için 'beyaz' tanımı, ilk kez Fransız devrimi karşıtları için kullanıldı. Kraliyet beyaz, asalet mavi, cumhuriyetin rengi kan kızılıydı. Dövüştüler. Bugün Fransız bayrağında her üç katmanın rengi var. Beyaz ifadesi, ikinci kez Rusya'da geçti. Komünistlere kızıl, devrim karşıtlarına Beyaz Rus denildi. Sulandırılmış Marksizm, Avrupa'da sosyalizm adı altında pembeleşti. Faşizm ile

anarşizm, ne yazık ki 'siyah'ı paylaşamadılar. Faşistler siyah gömlek, anarşistler siyah bayrakla idare etti.

Sarı, grev kırıcıların, ikiyüzlülerin, döneklerin rengi oldu. Mavi ise hâlâ asaletin simgesi kalmakla birlikte, 'acemi asker'ler için kullanılan bir deyim. Bu konum da maviye çok uygun ve mavi umutlarımızın niye hep suya düştüğünün açık ifadesi zaten.

Gördüğünüz gibi Beyaz Türk tanımının, kentsoylu anlamında kalmasında yarar var. Yarım yamalak bilgiçlerin yalama dilinde ve onların deyişiyle Kemalistler, cumhuriyetçiler, laikler için kullanılacak olursa; Osmanlı hayranlarına Kızıl, ikinci Cumhuriyetçilere Sarı, mürtecilere Kara, Özal'cılara Pembe, demokratlara Yeşil Türkler demek gerekecek çünkü. Bir de Beyaz Rusların ve Avrupa krallarının mezarlarında

dört dönme ihtimali var.

Türk'ün rengiyle dengi, aydınsı karanlıkta

hakidir haki!