Turangalila
Radikal · 28 Mayıs 2001
İstanbul'u arkada bıraktım yine. İçimde bir duygu yumağı daha. Hasretin de çilesi sarılırmış, çoktan öğrendim. On altı yıldır ibrişim eğirdim, çile çile. Yazılar ördüm, aşklar ördüm, dostluklar ördüm. Bir ucunu sılaya bağladım, öteki ucunu sıkı sıkı elimde tuttum. Sağlam bir palamardı, hiç kaybolmadım ayrılık okyanuslarında.
İki hafta özlem sokaklarını arşınladım.
İstanbul'da yaşayıp İstanbul lezzetlerinin farkına varmayan, Osmanlı mutfağına burun kıvırıp Fransız, İtalyan takılanlara inat, dünyanın en güzel yemeklerini Asitane'de tattım. Asitane, on yedinci yüzyıl Topkapı Sarayı mutfağını bir rüya âleminin tepsisinde sunuyor. Kariye Camii'nin tam karşısında, aynı adı taşıyan otelin altında bir bahçesi var. Bir ud, eski bir görkemin unutulmuş ezgilerini çalıyor. Söğütler bir Osmanlı çeşmesinin şarkısında uçuşuyor. Malta taşları üstüne sultanlar gibi uzanıp yatan Asitane kedileri mutlu. Ve o eski ihtişamın tadına Almanlar, Amerikalılar, Yunanlılar varıyor yalnızca. Çünkü kentsoylu Türkler, hamburgerlerine yumulup 'Türban özgürlüğü!' diye çığırırken, fazla türbanlı var diye, gitmiyorlar Edirnekapı'daki bu cennete. Yüreğimin bir parçasını da Boğaz'da bıraktım. Geri gelene değin iyi bakın, diye tembih ettim dostlara. Son kalkanımı Cihangir'de yedim. Bavuluma on iki havariler gibi dizilen simitler, poğaçalar, kangal kangal sucuklar ve balık yumurtaları ve dil peynirleri ve kahve keseleriyle yine düştüm yollara.
Yine Paris'te, Milliyet nöbetindeyim. Radikal'e dünyanın her yerinden yazabilirim, beş yıldır idmanlıyım, artık biliyorum. Ama Paris muhabirliği, İstanbul'dan yapılmıyor. Ne yazık diyemeyeceğim, çünkü zamanla alıştım. Artık yabanda sılayı, sılada yabanı özleyen bir garip kuşum. Havalar ısındığında yuva değiştiren, sevgili Erel Bleda'nın kulakları çınlasın, kanadı kırık, ama kuyruğu dik bir göçmen.
Paris'te beni sekiz yüz küsur mesajınız bekliyordu. Hepsini okudum, ancak yanıtlayamayacağım. Bağışlayın. Yayınlarına yazı, ödevlerine bilgi, davetlerine yanıt bekleyen üniversite öğrencilerinden; öpen, koklayan, cesaret veren, alkışlayan hepinizden, hepinizden özür diliyorum. Ama dünden başlayarak düzenimi yeniden kurdum, yine hizmetinizdeyim, her zaman olduğu gibi bundan böyle göndereceğiniz mesajları da tek tek cevaplayacağım.
Bugün Cem Mansur'dan bir mektup aldım. Akbank Oda Orkestra'sının son temalı festivali dün bitmiş: At Nağmeleri ya da Istabl-ı Amire-i Ferhan. Sultan İkinci Abdülhamit'in Yıldız Sarayı'na yerleştiğinde, çok sevdiği atı Ferhan için özel olarak inşa ettirdiği manej ve ahırın adı. Konserlerde Mercan Dede'nin, Mozart'ın, Strawinski'nin, Haydn'ın 'at' üstüne yazılmış eserleri çalındı. Prof. Dr. Metin And, 'Osmanlı'da At, Av ve Sanata Yansımaları' konulu bir konferans verdi. Umarım Cathy yengenin tırnak sesi ve yellenişini izlemekten vakit bulup, gidip dinlemiştir birileri.
Mektubunda, "Tiyatro, konser salonu ve kütüphanesi bol olup boş kalmayan ülkelerde ekonomik kriz de olmuyor nedense!" diye yazmış Cem Mansur. Doğru. Tiyatro, konser salonu ve kütüphanesi az, tapınağı bol ülkelerin kaderidir ekonomik ve sosyal krizler.
Sanskritçede 'Turangalila', aşk rüzgârı demekmiş. Yine Paris'ten İstanbul'a yine Turangalila'lar esiyor içimde. Ama uzaktan sevmek, galiba daha kolay.