Yabancı gözüyle tesettür
Radikal · 4 Haziran 2001
Jean Claude Barreau, yaşlı bir bilgin. Din bilgini. Annesi inançsız bir Yahudi, babası laik bir Fransız cumhuriyetçisiyken; kendisi Hıristiyanlığı seçmiş, rahip olmuş, sonra din adamlığı cüppesini çıkarıp araştırmacı kimliğini giyinmiş. Halen Fransa üniversitelerinde ders veriyor. Barreau, rahipken yoksullara adamış kendisini. Yoksullukla birebir temas edince, laik cumhuriyetçi kesilmiş. Üst düzey öğrenimine karşın, sosyal işçi statüsünde sokak çocuklarının eğitimini üstlenmiş. Öğrenci bir genç kıza âşık olup evlenmiş. Ancak dinler, uygarlıklar ve kültürler arasındaki bağlantıyı irdeleyen yapıtları, Fransız hükümetinin dikkatini çekmiş. Cumhurbaşkanı Mitterrand tarafından yabancılara değgin sorunlarda cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atanmış. Merkez sağcı başbakan Charles Pasqua zamanında da aynı konuda, başbakanlık danışmanlığı yapmış.
On yılı aşkın süreyle kaldığı bu görevlerde Fransa'daki ikinci büyük din nüfusu, değişik ülkelerden gelen Müslümanlarla birebir ilişki içinde bulunan Barreau'nun İslamiyet üzerine üç araştırma kitabı var. İslam dini üstüne yaptığı enine boyuna incelemeler, kendisine özgün bir bakış kazandırmış.
Larousse'un çıkardığı Türkiye kitabının önsözünü yazacak kadar Türkiye ve tarihini tanıyan Jean Claude Barreau, tüm tabulardan arınmış, lafını esirgemeyen, düşüncesi özgür bir beyin. Yanlış ya da doğru, İslamiyet ile demokrasi konularında üstünde durulmaya değer saptamaları var.
Laikliğin antidemokratik bir rejimde var olabileceğini, ancak gerçek demokrasinin varlığı için mutlaka laikliği gereksindiğini savunuyor Barreau. Örnek olarak da, Fransa'da laikliğin demokrasiden çok önce yerleştiğini gösteriyor. "Bu ülkede laikliğin temeli, Dördüncü Henri tarafından, tam olarak 1598'de kralın 'Fransız olmak için Katolik olmak gerekmez' tümcesiyle atılmıştır," diyor. Eski rahibe göre, laiklik olmadığında demokrasinin sırtına ağır bir yük biner ve yasalar önünde eşitlik ilkesi işlemez. Eşitlik ilkesini işletemeyen bir sisteme de demokrasi denilemez.
Kendisine Türkiye'deki üniversitelerdeki türban yasağından ve kimi kız öğrencilerin başlarını açmaktansa öğrenimlerini yarım bıraktığından söz ettiğimizde: "İnsanlar dinsel inançlarıyla başkalarını rahatsız etmek hakkına sahip değildir. Din kişisel ve gizli kalmalıdır. Devlet ve kamu okullarında, üniversitelerde türban, kippa (Yahudi kepi), haç gibi dini aidiyet işaretleri kesinlikle yasaklanmalıdır. Hiçbir dine ayrıcalık tanınmamalıdır. Bunu da laiklik sağlar. Tersi, demokrasinin eşitlik ilkesine aykırıdır ve ırkçılığa yol açar," diyor.
Jean Claude Barreau, tesettür giyimin saldırgan olduğunu ileri sürüyor. Ona göre tesettür, ırkçılığın ve ayrımcılığın simgesi, çünkü: "Bizim kadınlarımız bize aittir, onlara ilişmeyin!" mesajını veriyor.
İngiltere'de tesettüre olan 'sözüm ona' hoşgörü hakkında da ilginç bir yargısı var: "Fransa ve ABD'de dinler arasında evlilik yapılır. Bir Fransız ırkçı olabilir, ama hangi dinden olursa olsun sevdiği kadınla da evlenir. Irkçılığı bu noktada durur. Oysa İngilizler tesettüre bayılırlar, çünkü ırkçıdırlar. Bir İngiliz Müslüman ya da Hinduist bir hanımla yatar, ancak zor evlenir. Yabancı kültürü genelinde benimsemez, egzotik bir hoşluk olarak yaklaşır. Dolayısıyla zaten kendisinden ayırdıklarının ayrımcılık yapmaları İngiliz'i rahatsız etmez. Çünkü eşitlik diye bir derdi yoktur. İngiliz, zaten üstündür!"
Devamı, çarşambaya.