Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Yabancı gözüyle İslamiyet

Radikal · 6 Haziran 2001

Türkiye'de hemen herkesin istemini oluşturan 'özgürlük' kavramına kim kafa yordu, kim kendisini 'özgürlük' sözcüğünün anlamı üstüne sorguladı bilmiyorum ama... Kafatası üstünde biten saç telinden parmak uçlarına kadar konulan yasakların bile 'özgürlük' diye savunulduğu bir ülkede, özgür düşünülmediği açıktır. Fransız din bilgini Jean Claude Barreau'nun bu sütuna aktardığım sözleri, İslamiyet'in kadına koyduğu YASAKLARIN devlet ve kamu okullarında YASAKLANMASINI önerdiği için; dini yasakları yasaklayan laik anlayışa karşı, laik yasakları yasaklayan dini yasakları savunanlar tarafından ÖZGÜRLÜĞE AYKIRI olmakla eleştirildi! Oysa hiçbir alanda 'yasaklama özgürlüğü' diye bir mantık yürütülemeyeceğini kavramak için allame olmak gerekmez. Ama yasağı yasaklamak, özgürlük doğurabilir...

Her şeyden önce değişik fikirleri yasaksız tartışmak demek olan düşünmek ve ifade özgürlüğüne dayanarak, Fransız din bilgini Jean Claude Barreau'nun İslamiyet ve demokrasi hakkındaki görüşlerine devam ediyorum. Kesinlikle taraf tutmuyorum. Yanlışını doğrusunu tartmak ve karar vermek tümüyle size aittir:

Barreau, "Okullarda tesettür gibi dinsel aidiyet işaretleri taşımak, ırkçı-ayrımcı niteliği dolayısıyla yasaklanmalıdır. Laik bir devlette, tesettürde ısrarlı bayan öğrenciler devlet okullarında okumak zorunda değillerdir. Dini eğitim yapan özel okullara gidebilir ya da devletin denetlediği dini fakültelerde okuyabilirler. Ama din eğitimi vermeyen okullarda tesettür kabul edilemez," diyor. Ve ekliyor: "Samimi ve saf inanç, fanatizmi mazur gösteremez. Nazilerin çoğu, samimi olarak Naziydi. Dini fanatizme karşı demokratik hoşgörü beklenemez. Cumhur bir demokraside, sınırları cumhuriyetin kuralları çizer.

Bu kurallardan biri, laikliktir. Cumhuriyet toplumsal bir anlaşmadır ve herkes bu kurallara uymalıdır, aksi takdirde cumhuriyet cumhuriyet olmaz. Mümkün olduğu ölçüde özgürlük elbette arzu edilen bir haktır, ancak kaçınılmaz sınırları vardır, yoksa karışıklık doğar. Sınırsız demokrasi de yoktur. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti, bütünlüğünü korumak için cumhuriyet yasalarına uymak zorundadır.

Demokrasi uğruna bu kurallardan vazgeçerse,

hem demokrasi hem de cumhuriyeti yitirir."

Fransız din bilgini Barreau, 'İslamiyet ve Çağdaşlık Üzerine Genel ve Özel Düşünceler' başlığını taşıyan araştırma kitabında:

"Kuran sözcüğünün anlamı, 'ezbere okumak'tır.

Hz. Muhammed, 22 yıllık peygamberliği boyunca Allah'ın emirlerini ezbere tekrarlamış ve yazdırmış, ancak Kuran'ı kendisinin yazıp yazmadığı bilinmemektedir. Tek bilinen, bu emirlerin parşömenler, düz taşlar ve deve kemiklerine yazıldığıdır. Kuran'ın bu çeşitli parçalara yazılmış hali, ancak 650 yılında bir araya getirilmiş ve

Üçüncü Halife Osman Bin Affan tarafından

Medine'de resmileştirilmiştir. Kuran'ın birçok farklı yorumu olmasına karşın, günümüze dek en yaygın biçimde kabul edilen yorumu, halife Osman'nın yayınladığı halidir," diyor.

Oysa tarih okuyan bilir ki; Halife Osman, Zeyd Bin Zabit'in başkanlığında hazırlattığı Kuran metinlerini esas alıp, peygamberin BİZZAT yazdırdığı orijinal metinleri YOK ETTİĞİ için halk arasında hoşnutsuzluk yaratmış; Talha, Zübeyr ve Ali gibi

İslamiyet'in önde gelenleri kendisine cephe almışlardır! Bu durumda sevgili okurlar, özgür düşünce bir soruyu sormayı gerektiriyor: Halife Osman orijinal metinleri yok ettiğine göre, bugün Kuran'a atfedilen kimi kural ve yasakların Hz. Muhammed'in ezberinden yazdırdığı Kuran'da var olup olmadığı belli midir?

Devamı 'mübarek' cumaya!