Ölümün güzel yüzü
Milliyet · 10 Haziran 2001
Yetmiş ikinci baharında bile coşup yeşeren bir delikanlıydı. Son aşkını, henüz yirmi iki mevsimlik güzel Zaile ile yaşıyordu. Uçaktan sevgilisiyle el ele indi ve Paris havaalanında kendisini karşılayanlar şıp diye bitince yanında: "Hemen nasıl tanıdınız ki?" diye güldü. "Çok yaşlı bir hanımla yolculuk eden genç adam diye tarif ettiler beni, değil mi?"
Fransa başkentine 2002 yılında yapılacak ve tüm yaşamını taçlandıracak sergiyi hazırlamak için gelmişti. Orsay Müzesi'nin yanında, galeri sahibinin evinde konuk ediliyordu. 25 Mayıs günü, arkadaşı Alexandra Levy'yle Champs Elysees'de dolaştı. Makinesinde altı bakir kare kalmıştı. Son fotoğraflarını "dünyanın en güzel" bulvarında çekti. Bir kahve içtiler birlikte. Ertesi gün Havana'ya uçacaktı.
Mutluydu damarlarında taşıdığı kanın vatanına dönmekten. "Varınca doktoruma görüneceğim, iştahım yok, neden kesildi, anlamıyorum" dedi. Öğleden sonra, sevgilisi Zaeli'yle el ele, eve döndüler. Delikanlı kanapeye oturdu. Boynunda o hiç çıkarmadığı kırmızı fuları vardı. Bileğinde hiç çıkarmadığı uğur örgüsü. Zaeli, en sevdiği romdan bir kadeh doldurup verdi eline. Yüzüklerle bezeli ince, zarif ve tütünden sararmış parmaklarıyla, Havana'dan getirdiği Vegas Robaina sigaralarından birini yaktı. Romundan bir yudum aldı, bir soluk çekti sigarasından ve başı öne düşüverdi.
Alberto Korda, öldüğünden habersiz öldü. Hiç acı çekmedi. Yüreği mutlulukla doluydu, son kez attı ve durdu. O kadar.
Asıl adı, Alberto Diaz Gutierrez'di. Küba henüz Amerikan maşası Batista'nın çöplüğüyken; tüm dünya modasının tanıdığı bir fotoğrafçıydı. 1956 yılında Hollywood aktörleri gibi giyiniyor, Porsche ya da M.G. olmayan arabaya araba demiyordu. Sonra bir gün, objektifine dikilen iki kocaman siyah göz, yaşamını değiştirdi. Gözleri korkuyla açılmış minicik kız, göğsüne sıkı sıkı bastırdığı tahta parçasına: "Korkma bebeğim, bize kötülük yapmayacaklar!" diye fısıldıyordu. Alberto Korda, oyuncak bebeği bir tahta parçası olan o küçük kızda 3,5 milyon Kübalı'nın çaresizliğini, yoksulluğunu gördü.
Gündüzleri moda evleri, geceleri "Sakallılar"la yaşamaya başladı. Onun geceleri, artık "isyan"dı. 1959 yılında, eli bir Leica M2'yle silahlı; Sierra Maestra'dan yola çıkan devrim ordusunun, Fidel Castro ve Camillo Cienfuegos'un Havana'ya girişlerini ölümsüzleştirdi. Zafer, sakallılarındı.
6 Mart 1960 günü, yirminci yüzyılın efsanesi olacak fotoğrafı çekti. Che Guevara'nın o kareye girmesi, tümüyle bir rastlantıydı. Korda: "Amerikan donanması, bir gün önce Fransa'dan gelen ve devrimcilere silah taşıyan gemiyi batırmıştı. 70'ten fazla ölü vardı. Cenaze töreninin röportajı için beni gönderdiler. Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir, Küba'daydılar ve cenazeye katılıyorlardı. Castro'yu çektim, kalabalığı çektim; Sartre ile Beauvoir'ı bir kez daha çekmeye hazırlanıyordum ki, birden Che'nin başı belirdi objektifte. Cenazeleri daha yakından görmek için yaklaşmış ve araya girivermişti. Deklanşöre bastım. Bakışı acı ve öfke doluydu..."
Sartre ve Beauvoir'in arasında, öylesine Che, öylesine bir inanç, namus ve güç ifadesiydi ki Che'nin yüzü, fotoğrafçı Korda yaşıtı olan ünlü devrimcinin yüzünü kareden alıp büyüttü ve ayrı bastı. Fotoğraf, yedi yıl süreyle çekmecesinde kaldı. Che Guevara, Bolivya dağlarında öldürüldüğü sırada İtalyan komünist yayımcı Feltrinelli, Küba'daydı. Korda, devrimin yitik kahramanının çekmecesindeki fotoğrafından iki baskıyı imzalayıp, Feltrinelli'ye armağan etti. İtalya'ya dönen yayımcı, fotoğrafı kendi çekmiş gibi, Korda'nın adını koymadan milyonlarca bastı ve tüm dünyaya sattı. Hâlâ da satıyor. Feltrinelli, sahibi Korda'ya beş kuruş yayın hakkı ödemediği Che fotoğrafından dolar milyoneri oldu.
Alberto Korda isteseydi, eserini izinsiz basan Feltrinelli'yi olağanüstü meblağlar ödemeye mahkum edebilirdi. O da zengin olurdu. Ama istemedi. Hiçbir hak iddia etmedi. Korda, romantik bir devrimciydi ve hep öyle kaldı. Arkadaşı Che'yi asla "pazarlamadı". Yalnız Che'yi mi? Yıllarca Castro'nun özel fotoğrafçılığını yaptı, onu da satmadı. Küba devrimine ve devrimcilerine ait her karesini, Küba'ya bağışladı. Ama çok güzel yaşadı Korda. Moda fotoğrafçılığından kazandığı parayla geçiniyordu. Kadınları çok sevdi, kadınlar da onu. Cennet hakkında özgün bir umudu vardı: "Beni orada on bir bin bakire bekliyor, biliyorum!" diyordu. Ve kendisini bekleyen huriler, onu tüm neşesiyle, hiç haberi olmadan kaçırıverdiler yeryüzünden.
Ben Feltrinelli'nin sonunu merak ediyorum. Hayatta her şey ödenir. Haksızlığın bedeli ise ölüm sınavının süreci, ödemesi en zorlu ve kaçınılmaz faturadır.
[Fotoğraf altyazısı: Alberto Korda]
