Arkanızdayız
Radikal · 15 Haziran 2001
Bildiğiniz gibi Türkiye, BÜYÜK bir ülkedir, sevgili okurlar. Yıllarca böyle bağırdılar. Bağırmak yetmedi, böğürdüler. Böğüre böğüre bir telaffuz hatası oldu ve Türkiye,
'büyük'lükten 'böyük'lüğe terfi etti. Büyük Türkiye diye yazılır, Böyük Türkiye diye okunur oldu. Bendeniz yıllarca, cumhurbaşkanlığı bir türlü eskitilemeyen dokuz numaralı Süleyman Demirel'in icadı bir büyüklüğün, niçin böğürülerek böyükleştiğini düşünür durur, anlayamazdım. Sanırdım ki başta cumhurumuz başı tüm büyük başlarımız, sesleri daha çok çıkarsa daha inandırıcı olduklarını düşünürler. Ülkemizin büyüklüğüne değgin kavrayamadığım bir durum daha vardı: Kimi XL, kimi Large, Medium ve Small, her bedenden başlarımız, tam da Türkiye ne zaman bir dar boğaza girse böğürürlerdi, 'Böyük Türkiye' diye. Kısa kadın akılcağızım, sık sık daralan bir büyüklüğü; niye yalan söyleyeyim, vallahi ve billahi almazdı.
Çaktı NATO, yağdı haber, birden her şeyi anladım, erenler!
Brüksel'de yapılan NATO toplantısında, dünya liderleri 'aile fotoğrafı'nın çekilmesinden sonra yemek salonuna doğru ilerlerken, ABD Başkanı Bush, Ecevit'e yaklaşmış, omuzuna dokunmuş ve: "Merak etmeyin, her zaman ARKANIZDAYIZ!" demiş.
Eyvah ki, eyvah!
Şöyle bir durup, pozisyonu canlı yayın düşünün, sevgili okurlar. Bir adamın bir başka adama yaklaşıp omuzuna dokunması, hamlenin önden değil, arkadan geldiğini gösterir. Zaten George W. Bush da eylemi gizlemediği gibi, söylemle de desteklemiş:
'Arkanızdayız!'
Meğer bizim bütçe deliği büyüdükçe, 'Böyük Türkiye' diye böğürenler haklımıymışlar size? Arkamızda koskoca ABD, böğürmeyip ne yapsınlar? ABD az biraz arkamızda olduğu zaman 'Büyük Türkiye!', çok arkamızda olduğunda ise 'Böyüüüük!' diye haykırmaktan başka çare var mıymış?
Ancak bu kez durum epeyce kötü, pozisyon tehlike arz ediyor. Bütçedeki delik, had safhada. Ekonomi yırtıldı, millet kanıyor. Aylarca gidip gele, Washington'a deliğin ne kadar devasa, memleketin ne kadar 'yolsuz' olduğu anlatıldı. ABD de anladı, yol açmaya kararlı bir biçimde arkamıza geçti. Sık sık arkamıza geçmesine zaten alışığız da... Beni korkutan, bu sefer: 'Merak etmeyin, arkanızdayız!' oluşu. Merak etmeyin teminatı, beni işkillendirir. Rahatlamak bir yana, düpedüz ödüm kopar. Çünkü merak edilmemesi gereken her pozisyonda, mutlaka bir endişe konusu vardır. Hiç iyiye alamet değildir, merak etmeyin yatıştırması, tam tersine, doktor amca çok acıtacak demektir.
Türkiye'nin, ABD önündeki pozisyona bağlı büyüklük ve böyüklüğünü böylece çözmüş bulunuyorum da, bu kez kafama başka bir soru takıldı, sevgili okurlar: Acaba biz mazoşist miyiz? Çünkü Türkiye'de hepimiz, ben dahil kurtuluşumuzu ABD'ye bağladık. ABD para göndermezse diye kâbuslar gördük. Gönderiyor, bayram ettik; kriz bitecek, diye bekliyoruz. Dünkü gazetelere bakın. Bush Başbakan Ecevit'in omuzuna dokundu, "Merak etmeyin, her zaman arkanızdayız!" dedi, diye müjdeledi basın, içimize su serpilmedi mi?
İşin açıkçası, böyük ülkemizin artık en böyük umudu, böyük bütçe deliğine ABD'yi tıkaç yapmak değil mi? Bu deliği ABD mi açtı? ABD mi böyüttü? ABD, yalnızca bizim büyük başların açtığı delikleri tıkar. Laçkalaşanı büzer.
Bu millet kendi büyük başlarını gereken yere tıkmadıkça, deliği bütçesinden büyük oldukça, tabii minnetle alır ABD'yi arkasına!