Nispet!
Radikal · 20 Haziran 2001
Ölçüsüz varsıllıkla ölçüsüz yoksulluğun arasında ölçüyü kaçıran, ölçü kavramının anlamını yitirdiği Türkiye'de 'nispet' sözcüğü de unutuldu elbet. Oysa nispet kelimesi, rafa kaldırılmadan önce iki değişik eylemi ifade ederdi. Nispet etmek oranlamak ve nispet yapmak, kıskandırmak amacıyla gösteriş demekti. Nispet yapmak ayıp sayılırdı, sevgili okurlar. Ve ayıp olduğunu bilmek için, şiddetle eleştirildiği din kitaplarını, örneğin Kuran'ı okuyup öğrenmek 'bile' gerekmezdi. Çünkü nispet, insanın insana apaçık saygısızlığıydı.
İnsanlık onuru taşıyan kişi, zaten benzerini küçük düşürmezdi. Gösterişle ezmezdi. Özellikle de salt paraya dayalı bir üstünlükle varsılın yoksulu ezmesi, en alçakça nispet, en büyük ayıptı.
Türkiye'de bu ayıp, öylesine çok yapılıyor ki artık, nispetçiliği yadsımak yerine,
'nispet'in anlamını unutmayı tercih etti insanlar. Her alan ve anlamda ölçüsünü yitirenlerin ülkesinde, ayıbın da çivisi çıkınca, insanlık yalama oldu.
Yalama insanlığın son örneği, üstelik nispetin 'Allah nezdinde sevilmediğini' çok iyi bilmesi gereken, yaşamını sözümona Kuran kurallarına koşutlayan kişiler tarafından verildi ülkemizde. Necmettin Erbakan'ın kerimesi, Elif bacının (belki hacıdır da...) düğününde, Türkiye'ye NİSPET YAPILDI, sevgili okurlar. Yüz bin dolara mal olduğu öne sürülen düğünü, dini bütünler başta, hemen herkes eleştirdi. Laikler Batı taklitçiliğinin altını çizdiler. Din uleması, İslamiyet'te böyle gösterişe yer yok, israftır, halkın seviyesinde olmak lazım, falan dediler.
Ama kimse, bu düğünde her şeyin ötesinde; dev bir krizin yüz binlerce kişiyi işinden ettiği, yüz binlerce aileyi çaresizliğin kucağına attığı, milyonlarca insanı açlığa mahkûm ettiği, çoluğuna çocuğuna ekmek getiremeyen umutsuzların cinnet geçirip katil olduğu ve intihar ettiği koskoca bir ülkeye 'nispet', yoksulluğa nanik yapıldığını söylemedi, yazmadı!
Oysa düğün sahipleri, öylesine bilincindeydiler ki 'züğürt' çatlattıklarının, kem göz değmesin diye denizanası büyüklüğünde nazar boncuğuyla önlem almışlardı yaptıkları nispetin geri tepmesine. Şimdi diyeceksiniz ki, öteki Elif bacı da Kohl'ün oğluyla (adı neydi, unuttum) aynı yerde ve aynı gösterişle evlendi,
o zaman niye yazmadın? Yazmadım, çünkü düğün parası Alman Kohl ailesinin cebinden çıkmıştı. Ama Erbakan'ın kerimesinin düğünü, sözümona bir Müslüman Türk düğünüydü.
İnsanlar eğer ortak bir yurttaşlık, dindaşlık
bilinci taşıyorlarsa, aynı toprak ve inancı paylaştıkları hemcinslerinin çaresizliğine vurdumduymazlarsa, zaten ayıptır. Ama üstüne üstlük, bir de varsıllıklarıyla nispet yapıyorlarsa, insanlıktan çıkmış demektirler.
Adam gibi adam, karınca kararınca bir kişiye, üç kişiye, olanağı ölçüsünde yardım elini uzatır böyle zamanlarda. Ve Türkiye, öyle zamanları yaşıyor. Korkunç bir kriz, milyonlarca insanın bugününü yere serdi, yarınını kararttı. Acaba Erbakan, damadı ve konukları dini bütün muhteremler olarak, bilmek isterdim doğrusu, kaç kişiye yardım etti son altı aydır? Düğün öncesi ve sırasında, baş göz sadakası dağıttılar mı? Kaç yoksulu doyurdular Çırağan'a davetsiz dindaşları arasında? Ya sonrasında? Kaç işsize iş vermeyi düşünürler?
Hesapladım: 100 bin dolar, Türkiye'de 1190 kişinin aylık asgari ücreti demek. 100 bin dolar, adam başı 5 milyon TL'lik bir yemekle tam 24 bin 350 açın doyurulması demek. Erbakan, nispetçi damadı ve avanesi, kuşkusuz düğüne harcadıkları kadarından çok fazlasını, çeyize, balayına, yeni evlilerin
'yuva'sına da harcamışlardır.
Ben dinsizim. Acıma ve iyilik duygularımı, doğruluk ve dürüstlük inancımı, utanç ve ayıp bilincimi günah korkusuna borçlu değilim. Ve görüyorum ki, insanlıklarını dini emirlere bağlayanlar, o dine de, kendi insanlıklarına da benim gibi dinsizlerden daha kolay ve çok çabuk ihanet edebiliyorlar.
Kısmet!
Bildiğiniz gibi değil, ülkemizin sağcı basını son günlerde üstüme titriyor, sevgili okurlar. Neye niyet, neye kısmet! Vurduğum yerde gül mü bitiyor nedir, bir gün yazmasam, ya atıldım ya sansüre uğradım sanıyorlar. Endişe buyurmasınlar. Ben hiç baskıya gelemem. Dilimin sivriliği, bunca yıldır çalıştığım gazeteden HİÇ baskı görmediğimin en kesin kanıtıdır. Geçen pazar günü Fransız televizyonunda programım vardı, Radikal'den bir günlük 'yorgunluk' izni istedim. Hafta başındaki yokluğum bundan ibarettir.