Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Tersine yolculuk

Radikal · 23 Haziran 2001

Guillermo Arizta, Paris'te yaşayan Meksikalı bir ressam. Çok da iyi bir ressam. Razko ise soyadı öyle zor ki, kimse aklında tutamıyor, Saraybosna doğumlu bir Sırp. Mimar. Bosna Savaşı başında, en eski, en can arkadaşlarının Sırp ve Boşnak diye birbirinin gırtlağına sarılması derinden yaralamış Razko'yu, oğlunu ve eşini alıp göçmüş ülkesinden. Milliyetçilik dediniz mi, saçları diken diken oluyor. Önce çok sıkıntı çekmiş Paris'te, şimdi otel gibi bir atölyesi var. Parasız sanatçılara kol kanat geriyor. Yatağı olmayana yatak, aç olana aş veriyor. Guillermo da en iyi arkadaşı. İki kafadar bir gece kafaları çekerken, Goya üstüne ateşli bir tartışmaya tutuşmuşlar ve kimin haklı olduğunu belirlemek üzere, usta ressamı Prado Müzesi'nde ziyarete karar vermişler. Anında atladıkları gibi Razko'nun arabasına, Madrid'e doğru yola koyulmuşlar. Fransa'yı kaç saatte kat ettiklerini anımsamıyorlar. Ama İspanya sınırından geçer geçmez durdukları dağ köyünü, adını olmasa bile yaşadıklarıyla hatırlıyorlar. Guillermo ve Razko, yol kenarına çektikleri arabada uyurken, müzik sesiyle uyanmışlar. Köyde şenlik varmış ve bizim muhtar düzeyindeki belediye başkanı, Paris'ten gelip İspanyolca konuşan iki arkadaştan hoşlanıp 'fiesta'ya davet etmiş. Ancak şenlik sırasında, zaten henüz ayılmaya fırsat bulamayan Razko, birkaç şişe Valdapenas şarabı devirince, belediye başkanının İspanyol güzeli karısına asılmaz mı? Sarılmalara, öpmelere kalkmaz mı? Tehditler savuran köylüler arkada, bizimkiler önde arabaya doğru heyecanlı bir takipten sonra, basmışlar gaza yeniden Madrid'e doğru. Ama halleri perişan. Sabaha karşı başkentin yakınlarındaki Avila'ya vardıklarında, artık bir tekerlek atacak takatları kalmamış. Arabada sızmışlar yine. Guillermo uyandığında, sabah sekiz suları ve tabii in cin top oynuyormuş sokaklarda.

İspanya'da hayat, saat ondan sonra başlar çünkü. Razko'yu arabada bırakıp zar zor açık bir kahve bulmuş Guillermo. İki katlı bir bar, sabah temizliği yapılıyor. İlk müşteri olarak dışarı bir masa atan bizimki, kahvesini beklerken elinden düşürmediği purolarından birini yakmış, ama hâlâ bulut gibi. Ayılmaya çalışıyor. Derken dumanları tüten 'cafe con leche'siyle keyfi yerine gelmiş, tam ilk yudumu almak üzere dudaklarına götürürken fincanı, barın ikinci katında temizliği bitiren Senyora, pis su dolu kovasını Guillermo'nun tepesine boşaltmaz mı? Bizimki, bir elinde sönük purosu, ötekinde içmek nasip olmayan kahvesi, neye uğradığını anlamaya çalışırken; barın patronu, "Ne yaptın be kadın, aşağıda müşteri vardı!", kadıncağız da "Que cono! Bu saatte müşteri mi olur?" diye bağrışırlarmış.

Islık sıçanı Guillermo, pis sulu giysileri içinde ve Razko, yeniden Madrid'e kırmışlar dümeni, dere tepe gitmişler ve.. saatler sonra bu Madrid nerede kaldı diye meraklandıklarında anlamışlar ancak, Fransa sınırına dayandıklarını. Paris'e dönmüşler çarnaçar.

"Hem gittik, hem gidemedik Madrid'e..." diye özetliyor iki kafadar, maceralarını. Ama aradan yıllar geçti, pek çok kez gittiler Madrid'e, ancak ve yalnız tersine gidip düzüne kavuştukları Paris yolculuğunu unutmuyorlar.

Yaşam, işte hep böyle, bir bilinmez meyva tadında olmalı.. diye düşünüyorum. Herkes Mersin'e giderken tersine gitmek ve tersine diye Mersin'e varmak ve şaşırmak. Şaşkınlık, paranın veremeyeceği tek mutluluk değil de nedir ki zaten?