Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Allah için

Radikal · 29 Haziran 2001

Pakistan'da devlet soğan soyma şampiyonu, eski Başbakan Benazir Butto da bizdeki benzerleri gibi elhak, sıkı Müslüman'dı. Beş vakit namazını kılar, başından beyaz örtüsünü, elinden tespihini düşürmezdi. Bir gün yine mırıl mırıl, ama inanılmaz bir hızla dua edip tespih çekerken, seyredenlerden biri yanındakine sormuş:

"Ne okuyor?"

"Ayet-el Kürsi..."

"Niye bu kadar hızlı okuyor?"

"Kısaltılmışını okuyor da ondan: Kürsi, kürsi, kürsi!.."

Bir zamanlar kardeş ülke olduğumuzdan mıdır nedir, Pakistan'dan gelen bu fıkra, sanki Türk gibi. Kürsi, Arapça kürsü demek. Sandalye, taht, makam, görev, hükümet merkezi, başkent, kaide, ayaklık... Tüm iktidar alet edevatı, kürsi ya da kürsünün sözlük anlamları. Bizim politikacılar da aynı kısaltılmış duaya amin demiyorlar mı? Her mücadele kürsü için değil mi?

Örneğin Telekom'a takan bakan Enis Öksüz. Niye asılıyor Türk Telekom'un yönetim kurulu başkanı ve genel müdür kürsüsüne? Çünkü o kürsü, telefondan akan arpanın kaynağı ve başkan ve genel müdür İbrahim Hakkı Alptürk'ü kendi elleriyle MHP'li diye atadı. Dün çıkmış televizyonlara sayın bakan: "Ben Allah için, millet için, sözümden imzamdan vazgeçmem!" diyor. Çünkü Kemal Derviş ve Hazine, Telekom kürsüsünü siyasetin, yani MHP'nin elinden kurtarıp kurumu partizan olmayan bir yöneticiye bağlamak istiyor. Enis Öksüz, 'Allah için...' diye naralanırken, yönetim kurulu başkanı ve genel müdür Alptürk'ün yerinde kalması emri vahiy olarak mı indi acaba Telekom bakanına, rüyasında? 'Millet için...' diye çığırırken, Telekom kürsüsü milletin mi, yoksa MHP'nin mi? İnadım inat, imzam iki kanat diye Türkiye'ye verilecek ikinci kredi dilimini donduran adam, kime iyilik yapıyor? Kendisine mi, partisine mi, ülkeye mi? Bakanın kendi deyişiyle 'yalamadığı' imzası, Allah'ın mı emri, milletin mi imzası, yoksa MHP'nin mi mührü?

Allah için, kürsi.. kürsi.. duasına yumulanların yeni bir marifeti de hapishanelerde başlatılan din propagandası. F tipi cezaevlerinde gardiyanların tutukluları dövmesine, işkence etmesine seyirci kalanlar, bir hücrede üç kitaptan fazlasını bulundurmayı, yani okumayı yasaklayanlar, yani Adalet Bakanı ve avanesi, Diyanet İşleri'nin mahkûmları dine, imana getirmesine çok olumlu yaklaştılar. Aynı kafa, PKK'ya karşı Hizbullah'ı da böyle yaratmamış mıydı? Okullar yetmedi, cezaevlerine din soktular. Laik devlet buysa, şeriatçı kim?

Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi'nden bir mektup aldım. 19 Aralık'taki koğuş operasyonlarında Ali Ekber Düzova adlı tutuklu, silahlı tarama sonucu ayaklarından yaralanmış, diz kapağı ve ayak kemikleri parçalanmış. Halen Bayrampaşa'nın D Blok'unda ömür boyu hapse ve ömür boyu sakatlığa mahkûm, yatalak. Yerinden kalkamıyor, bütün ihtiyaçları, koğuş arkadaşları tarafından görülüyor. Mektubu kendisi değil, bir koğuş arkadaşı, Aziz Demir yazmış.

Belki de çok büyük bir suç işlemiştir Ali Ekber Düzova, bilmiyorum. Ama bildiğim tek gerçek, politikanın 'Allah için...' yapılmadığı hiçbir ülkede devletin böylesine acımasız olmadığı. Ali Ekber Düzova, laik ve demokrat bir devlette kurşunlansaydı; her şeyden önce doğru dürüst tedavi edilir, yatalaksa gözetimli bir bakımevinde kalır ve devlet de kendi işlediği suçu, tutuklunun cezasını hafifleterek öderdi. Ama Türkiye ne laik, ne de demokrat. İran'dan, Pakistan'dan hiç farkı yok. 'Allah için...' diyen devlet, öldürür de, el de keser, ayak da kurşunlar ve muamelede, müebbeden şeriatçıdır.