Aşkın sessizliği
Radikal · 1 Temmuz 2001
Dişi, rüya gibi bir genç kız. Erkek, masallardan fırlamış bir prens. Onların sevdasında kız öylesine güzel, oğlan çok yakışıklı, birlikte pek mutlular, zaten gencecikler ve o kadar çok paraları var ki; öyküleri aşırı kusursuz, maceraları toz
pembe, yaşamları duru beyaz görünüyor ilk bakışta. Sanki sondan başlayan bir Barbara Cartland romanı gibi, basit bir yıldırım aşkı dedirtiyor insana. Ama yıldırım aşkı, basit olabilir mi?
Prensesin adı Yoya, prensin adı Cyriaque. Yıl 1998, yer Tokyo. Bir defilede karşılaşıyorlar, çünkü kahramanlarımız moda mankeni. Karşılaşınca, gözleri de karşılaşıyor tabii. Bir tuhaf oluyorlar. Podyumda salınmaktan, tanışamıyorlar. Ama kader boş durmuyor. Sarıldığı gibi tığına, örmeye koyuluyor uygun bir ağ. Bir gece, davet edildikleri 'suare'de oğlan kızı dansa kaldırıyor. Onlar birbirlerine kenetlenirken, yüzlerce göz onlara kilitleniyor. Nasıl kilitlenmez ki? Yoya, 86-62-91 eninde ve 1.78 boyunda bir doğa harikası, Cyriaque ondan yarım baş uzun bir erkeklik tanrısı. Dans ederken, kulağına arzu fısıldıyor genç kızın. Birden geriye çekiyor kendisini Yoya ve.. sağır olduğunu söylüyor Cyriaque'a.
Genç adam sarsılıyor. Söylemiyor ama, galiba
o an âşık oluyor Yoya'ya. İyi aydınlatılmış bir köşeye çekiliyorlar, çünkü Yoya iki dilde dudak okuyor ve Cyriaque: "Beethoven sağır olduğu için müziği daha iyi duyabildiğini söylerdi..." gibi bir aleladelikle teselli ediyor güzel prensesi. Yoya, ki duymuyor ama mırıltılarla konuşabiliyor, "Sağırlıktan söz etme
bana!" diyor genç adama. Ertesi gün yine buluşuyorlar. Bir parkta. Güneşte. Hep aydınlıkta. Onların sevda öykülerinin ışığa gereksinimi var. Birkaç ay ayrı kalıyorlar birbirlerinden. Uluslararası mankenlik, çok yolculuk gerektiren meslek. Hele Yoya ve Cyriaque gibi ünlü olunursa. Uzakta, tereddüt ediyor Cyriaque ilişkilerini sürdürmeye. Yoya sağır olduğu için değil, kendisinden on yaş genç, yalnızca 17 yaşında olduğu için. Ama tutku galip geliyor. Paris'te buluşuyorlar. O gün bugündür, çılgınlar gibi seviyorlar birbirlerini. Dört yılda iki kez evlendiler. Önce, Hindistan'da on bin yıllık Veda törenleriyle, ardından Nice'te Fransız düğünüyle. Çünkü Cyriaque adı üstünde bir Bröton. Asteriks'in soyundan. Yoya ise, Belgrad doğumlu bir Sırp. Aralarında henüz İngilizce anlaşıyorlar, ama Yoya Fransızca çalışıyor,
yakında bu dilde dudak da okuyacak.
Yoya Glescic, sağır-dilsiz doğmamış. Henüz bir yaşında geçirdiği ve öleyazdığı bir hastalık sonrası seslere kapanmış güzel kulakları. Annesi Dragana inanılmaz bir azimle dudaktan okumayı ve konuşmayı öğretmiş kızına. Hep normal okullarda okumuş ve bir gün, bin adayın içinden seçilen iki güzelden biri olmuş. Bugün Jean Paul Gaultier, Lolita Lempicka, Ji Haye gibi ünlü markaların dünya defilelerinde, müziği duymadan bile en iyi yürüyen mankenlerden. Cyriaque, artık 30 yaşında. Giorgio Armani'nin gözde modeli. İtalya'da yakaladı şöhreti.
İki sevgili, Paris rıhtımlarına demirli bir kum teknesi, Seine Nehri'nin usul usul ve Yoya'nın duymadığı ninnilerle salladığı su evinde yaşıyorlar. Karanlıkta Yoya'sına sarılan Cyriaque, aşk fısıldamak istediğinde, çıplak sırtına I LOVE YOU yazıyor okşayan parmaklarıyla. Yoya da onun göğsüne ME TOO, diye çiziyor, ince tırnaklarıyla. Bir Fransız dergisinde okudum, Cyriaque anlatmış bütün bunları. Röportajdan sonra Yoya, kendisi anlasın diye İngilizce konuştuğu için 'Thank you,' yazmış sevgilinin koluna.