Tekerrür utancı
Radikal · 7 Temmuz 2001
Bir zamanlar, var olmanın dayanılmaz bir hafifliği vardı. Milan Kundera öyle söylemişti, inanmıştık. Çünkü bir zamanlar, asi başlarımızda kavak yelleri değildi esen, ama bir güzelim çaylağın kanat rüzgârlarıydı. Çaylak deyip geçmeyin. İki ele sığan bir vahşi kuştur, kanatlarını açınca bir buçuk metre çapında savaş uçağı olur. İşte Milan, çaylak demekti ve Çaylak Kundera, acemi değildi. Tam tersine. O kendisine romancı diyordu ama, dünya biliyordu ki, Milan Kundera roman yazmak ve yayımlamaktan öte, roman üstüne düşünüyordu. Şaka, Veda Dansı, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Gülünesi Aşklar, Ölümsüzlük... Hepsinde gülerek düşünüyordu. Derken, Roman Sanatı adlı incelemesini yazdı. Ve sustu.
Milan Kundera, 72 yaşına bastı. Roman Sanatı'nın yayımlandığı 1986 yılından beri hiçbir medyada görünmüyor, röportaj vermiyor, fotoğraf çektirmiyor. Yazın dünyamızın Greta Garbo'su olup çıktı. Niçin röportaj vermediğini, "Kitaplarım benim yerime konuşuyor," diye açıklıyor. Ama görünmeyen ve konuşmayan Kundera, yazmayı sürdürüyor. Son kitabı 'Kimlik' 1997 yılında yayımlandı. Ve geçen hafta Le Monde gazetesi, konuşturamadığı sanatçıya yazdırmayı başardı. 'Milan Kundera'nın Mahrem Sözlüğü' başlığını taşıyan iki koca sayfada, alaycı düşünür yazar Kundera yaşamında kendisi için önem taşıyan ne varsa, özgün ve anahtar sözcüklerden yola çıkarak anlatıyor. Kendi dünya haritasını çiziyor.
Milan Kundera mahrem sözlüğünde 'Tekerrür Utancı', tarihin tekrarı demek. Yazar, 'Bohemya' diye söz ettiği anavatanından hoş bir örnek veriyor. Çekya'nın komünizmden kapitalizme geçiş sürecinde, sonradan görmelerin kazandığı önemin, köşe dönmeciliğin, görgüsüzlüğün ve kolay para peşinde ve sahibi kişilerin yeni değerler diye sundukları tüm ölçütlerin, tarihte yüzyıllardır yaşandığını ve hatta Balzac tarafından yazıldığını anlatıyor. Komünist Çekoslovakya'da bir zamanlar parti üyesi ve çok önemli bir devlet görevlisi, kızını komünist rejimin mallarına el koyduğu eski ve büyük burjuva bir ailenin oğluyla evlendirmiş. İşçi sınıfı düşmanı yoksul damadı, torpille iyi bir işe yerleştirmeyi de ihmal etmemiş. Yirmi beş yıl geçmiş aradan, söz konusu güçlü devlet memuru kayınpeder, tam bir yalnızlık içinde ölümü bekliyormuş. Eski burjuva damat, devletleştirilen mallarını geri alıp varsıllaşmış, ilişkisini kesmiş velinimeti kayınpederle. Kızı ise eski komünist olan babasından utandığı için görüşmüyormuş kendisiyle!
İlk bakışta sıra dışı görünmeyen bu insanlık manzarası, yazın tarihi açısından çok ilginç. Çünkü sevgili
okurlar, Milan Kundera'nın altını çizdiği gibi, eski komünist muktedir Çek'in başına gelenler, sanki Balzac'ın kaleminden çıkmış Goriot Baba'nın romanı. Hem de tüm ayrıntılarıyla, iki yaşamın iki yüzyıl arayla çakışması, o kadar. Fransa'daki terör döneminin güçlü babası Goriot, iki kızını 'sınıf düşmanı' damatlarla evlendirip, torpil yapmamış mıydı? Restorasyon diye anılan ılımlı rejime geçildiğinde, kendisinden utanan çocukları tarafından terk edilmemiş miydi?
Milan Kundera: "Marx, tarih hep gülünç biçimde tekerrür eder, der. Oysa Çekya'daki yaşlı adam gülünç değildi. Kimseyi taklit etmedi. Kendini de tekrarlamadı. Tekerrür eden tarihti. Ve tekerrür etmek için, akılsız, utanmaz ve tatsız olmak gerekir. Anlattığım olayda gülünç olan, tarihin tatsızlığıdır," diyor. Ve ekliyor: "Sanat, tarihin gidişine eşlik eden bir mızıka değildir. Kendi tarihini yaratır. Ve bir gün Avrupa'dan geriye, boyuna tekerrür edip hiçbir değer taşımayan tarihi değil, salt sanat tarihi kalacak!"
Ya Türkiye'den geriye? Ne kalacak dersiniz?