Ciddiyet şemsiyesi
Radikal · 8 Temmuz 2001
Milan Kundera'nın yalancısıyım: Albert
Einstein bir ara Prag Üniversitesi'nde ders vermiş. Bir gün, dersini bitirip sınıftan çıkarken öğrencilerden biri arkasından seslenmiş: "Hocam, yağmur yağıyor, şemsiyenizi alın!" Einstein durmuş, duvarın dibine dayalı şemsiyesine düşünceli düşünceli bakarak: "Sevgili dostum, ben sık sık unuturum şemsiyemi. Sık sık
unuttuğum için hep iki şemsiye bulundururum hayatımda. Biri evde durur, biri üniversitede. Şimdi buradakini alabilirim. Çünkü pek isabetli biçimde işaret ettiğiniz gibi, halen yağmur yağıyor. Ancak, burada duran şemsiyeyi alırsam, eve götürmem gerekecek. O zaman evde iki şemsiye birden olacak ve burada hiç şemsiye kalmayacak!" dedikten sonra ve şemsiyesiz, yağmurun altında yürüyüp gitmiş.
Şemsiye, Franz Kafka'nın 1927 yılında yayımlanan Amerika'sının da anahtar sözcüğü, simgesi, hatta gizemidir. Karl Rossmann, New York Limanı'na yanaşan gemiden, diğer yolcular arasında itiş kakış ilerleyerek ve ağır mı ağır bavulunu sürükleyerek inerken, birden şemsiyesini gemide unuttuğunu fark eder. Bavulunu yolculuk sırasında tanıştığı genç adama emanet eder, kalabalığı yara yara geri döner, bilmediği bir merdivenden inmek zorunda kalır, geminin alt koridorlarında kaybolur ve bir kazancıya rastlar. Geminin ocağına kömür atmakla görevli kazancı, ranzasında yatmaktadır. Geveze biridir. Kendisine yol soran Karl Rossmann'a amirlerinden şikâyet eder. Konuşma uzayınca kazancı, Rossmann'ı ranzasına ilişmeye davet eder. Kafka'nın kahramanı, ranzaya tırmanırken gösterdiği beceriksizliğe güler, kazancıyla uzun uzun sohbet eder, neden sonra, ansızın aklı başına gelir: "Burada durup öğütler vereceğine, emanet bıraktığı bavulunu alsa daha iyi edeceğini," düşünür. Karl Rossmann maceranın sonunda elbette hem bavulunu yitirecek, hem de şemsiyesiz kalacaktır. Milan Kundera'ya göre Kafka, şemsiyeye dayadığı bu öyküde şaka yapıyor. Ancak yaptığı şakayı, şaka gibi değil, ciddi ciddi, tüm ayrıntılarıyla dramatik bir öge gibi kullanıyor.
Ciddiyetin şakası olur mu, sevgili okurlar? Ya şakanın ciddiyeti? Ciddiyet gülünç, şaka dramatik olabilir mi? Ne düşünür, ne de yazar olmaya gerek var, biz Türkler, hepimiz, her gün ciddiyetin şakaya, şakanın ciddiyete dönüştüğü bir ülkeyi yaşıyoruz.
Türkiye ciddi bir kriz geçiriyor. Hükümeti oluşturan üç parti lideri de ciddi insanlar. Hiç gülmezler, şaka maka yapmazlar asla. Zaten başbakanımız ciddi hasta. Başta ciddi hasta başbakanımız, Türkiye'yi en ciddi krize, bu ciddi hükümetin ciddi koalisyon ortakları soktular. Toplum da ciddi bir toplum. Durumun tüm ciddiyetine karşın, ülkeyi ciddi krize sokan ciddi hükümetin ciddi alternatifi olmadığını görüyor. Ciddi alternatif olsa, ciddi hasta başbakanın öldüğü şakası yayılınca, piyasalar iki seksen serilir miydi yere? Bir ölüm şakası doları ciddi yüksekliklere fırlatır mıydı?
Başbakanın canlı canlı yayına çıkıp, ciddi ciddi: "Yaşıyorum!" demesi, ölüm şakasına en ciddi yanıt değil de nedir? Öyleyse piyasalar niçin hâlâ başbakanımızın ölmeyeceğine cidden inanmıyorlar? Yoksa cidden ölecek mi, diye düşünüyorlar? Başbakanın hastalığı şaka değil. Ciddi. Hükümet de şakacıktan değil, cidden var. Kriz ciddi, IMF şaka yapmıyor, piyasalar da ciddi. Öyleyse Türkiye başbakanı niye ciddiye alınmıyor? Ölümü şakadan mı bekleniyor, yoksa cidden mi?
Yoksa bu kadar ciddiyet birleşince, gülünç mü olunuyor?
Ciddiyet yağıyor erenler, şemsiyesi olan yok mu?