Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Döneklik

Radikal · 9 Temmuz 2001

Adam, sokakta gece müşterisi bekleyen bir yosmaya yanaşmış. Karanlıkta bile pek ahım şahım değilmiş kadın ama, abazanlık canına tak ettiğinden, aldırmamış. Düşmüş peşine yosmanın, girmişler otele. Odaya çıkıp kapıyı kapattıklarında, yosma soyunmaya başlamış. Önce cam gözünü çıkarmış, sonra takma dişlerini. Tahta bacağını vidasından kurtarıp, yatağın yanına koymuş. Derken göğüslerindeki süngerleri söküp, yatağa uzanmış. En davetkâr sesiyle: 'Gelsene canım,' demiş. Adamdan ses çıkmamış. Kolay mı? İkinci Dünya Savaşı bombardımanlarından sonra gördüğü en korkunç manzarayla karşı karşıyaymış. Yavaşça tüymeye davranırken, yosma gücenik bir sesle sormuş: "Ne o? Sıvışıyor musun?" Adamcağız, inlemiş: "Yok, yok, sıvışmıyorum da... Benim takım taklavatı başka pantolonda bırakmışım galiba!"

Yukarıdaki fıkra, tipik bir döneklik örneğidir, sevgili okurlar. Adam yaptığı anlaşmaya uymadan tüymek, verdiği sözden geri dönmek peşindedir. Ama şöyle bir oturup düşünün. Hatta ayakta da düşünseniz, sonuç değişmez. Hangi vicdan fıkradaki adamı, yosmaya verdiği sözden döndü, bir garabetle yatmadı diye kınayabilir? Kadıncağızın bir gözünün cam, bir bacağının tahta, dişlerinin takma, göğüslerinin sünger olduğunu görüp de eyvallah deseydi önerilen satışa, bak o zaman namertlikle suçlanabilirdi. Ama yanlışlığı önceden bilinmeyen bir yolun yarısından dönmek mi akıldır, yoksa dönmemek mi?

Mertlik, bile bile halt yemeyi mi gerektirir?

Kimi erkekler, dönekliği mertliğe yediremezler, sevgili okurlar. Dönekliği mertliğe yedirmezler de, kendi yedikleri haltları bize mertlik diye yutturmayı çok iyi bilirler.

Örneğin, bazılarını ulaştırma, bazılarını ulaştırmama bakanı Enis Öksüz, dönekliği mertliğe yediremeyenlerden. Star gazetesinden Sabahattin Önkibar'a, IMF'yle zıtlaşması ile ilgili olarak: "Bizde döneklik olmaz! Geri adımı düşünmem. O ne anlama gelir, onu da bilmem!" demiş ve devam etmiş: "Benim Allah'ın hoşuna gitmeyecek işim olmaz..."

Enis Öksüz'ün 'nereden' dönmediğine ve kime karşı döneklik etmediğine bakılacak olursa, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Sayın bakan, Telekom'un başına hem genel kurul başkanı, hem de genel müdür olarak atadığı 'tek kişiye' verdiği sözden dönmüyor. MHP'nin çıkarlarından dönmüyor. Kemal Derviş'le giriştiği kavgadan dönmüyor. Enis Öksüz'ün bu mertliği, IMF'nin Türkiye'ye vereceği kredinin dondurulması, yani bir anlamda Türkiye'nin yine uçurumun kenarına itilmesiyle sonuçlanıyor. Enis Öksüz, geri adım atmayı bilmediği için, dönek olmadığı için, tükürdüğünü yalamadığı için bakanlıktan mı düşecek? Yooo. Enis Öksüz dönmediği için, milletçe cümbür cemaat uçurumdan aşağı ve mertçe, biz yuvarlanıp gidiyoruz. İşsiz kalan Enis Öksüz değil, anlaşıp sözleştiği Telekom müdürü değil, sizler, kardeşleriniz, babanız, anneniz, çocuğunuz...

Enis Öksüz, Allah'ın hoşuna gitmeyecek iş yapmazmış. Ama Allah için, IMF'nin hoşuna gitmeyen işler yapıyor. Bu durumda, acaba Türkiye'nin Enis Öksüz'ün dönmediği çukura düşüşü Allah'ın mı hoşuna gidiyor? Krediyi Allah mı verecek, Öksüz'ün işinden hoşlanmayıp kesen IMF yerine?

Davadan dönmeyenlerle geldiğimiz yer, buraya kadar demek. Ey ulu Tanrı, meğer senin hoşuna giden işler, bizimkiler değilmiş! Şu mertlerini ve vatanseverlerini al, sen bize geri vitese takmayı bilen, yanlış yollardan dönen, dönek oğlu dönek bakanlar, vatan haini hükümetler ihsan et!