İnsanlar yaşadıkça
Radikal · 13 Temmuz 2001
İnsanların aynı dili konuşarak birbiriyle anlaşamadığı, çünkü kimsenin kimseyi dinlemediği, herkesin kendi bildiğini okuduğu ve başkasına kulak asmadığı bir ülkede; Recep Usta anlatmış, Mıgırdıç Yeşilçimen dinlemiş:
"Rusya'da bir inşaatta Türkler ve Ruslar,
birlikte çalışıyoruz. Kimimiz sıvacı, kimimiz boyacı. Mermercisi demircisi, hepsi aynı yerde, ayrı telde. Günler geçiyor hüzünlü, günler geçiyor sevinçli. Karşılıklı oyunlar oynuyor, şarkılar türküler söylüyoruz. Bir Rus var ki Rusların arasında, bana benden yakın. Sanki ben. Göz göze geliyoruz kimi zaman, gülerekten. Bir gün seslendim kendi dilimde: 'Merhaba!'
Anında cevapladı Rusça sesli olaraktan. O an duydum yüreğimde. Biliyordum ki o da bana, merhaba, dedi. Günler gelip geçiyor, bizim Rus'la ahbaplığımız iyice pekişiyor. Selamlaşma faslını çoktan geçtik, pekiyi dereceyle. Ayaküstü sohbet ediyoruz, ayrı dillerde. Nasılsın, iyi misin, türünden sorular soruyorum. Elini uzatıyor adını bile bilmediğim Rus. Aynı tempoda sallıyoruz kavuşan ellerimizi. Ama koyun pazarlığındaki gibi değil.
O da bana: 'Sen nasılsın?'diye ünlüyor. Ben biliyorum. Aynen böyle diyor. Hatırımı soruyor, mutlu oluyorum. Oturup konuşuyoruz uzun uzun. Ben anlatıyorum, o dinliyor, o anlatıyor, ben dinliyorum. Gülüyorum, gülüyor. Bir ara ona, 'Yapma ya?' gibilerinden bir şey söyledim.
'He ya!' dediğini anladım. Sonra başladık adam gibi ciddi ciddi konuşmaya. Okula başladığım ilk günü, ilk ezberlediğim şiiri, altıma yaptığım çişimi ve de ilk aşkımı anlattım. Beni anlıyordu, hissediyordu, kafa sallamalarından biliyordum. Sonra askere gidişimi, ilk nöbetimi, çavuşun vurduğu tekmeleri anlattım bir bir. Gülüyordu. Askerden hemen sonra evlendiğimi söyledim. Sanki, 'Niye acele ettin?' der gibiydi. Ben anladım. Sonra o başladı anlatmaya hayatındaki ilkleri. Bir erkek çocuğunu tarif edişi vardı ki işaret parmağını bir eğip bir düzelterek, katıla katıla güldüm. Sohbetimiz giderek koyulaştı. Ben başladım ekonomiden, siyasetten anlatmaya. Yüzü değişti, hüzünlendi. Vallahi ve billahi bu arkadaş dediklerimi anlıyor, hissediyordu. İşin garibi, o beni anladıkça açılmıştım, anlattıkça anlatıyordum. Bir ara, bizim sılanın havalarını, yağan yağmurunu, yağmurun kokusunu bile anlattım. Ne çok şey varmış konuşacak, paylaşacak! Ona güvenmek, içimi dökmek ruhumu dinlendiriyordu. O da çok huzurluydu. Bunu biliyordum. Çünkü mutluydu. Epiktetos der ki: 'Yanlış kanıyı yok et, kötülüğü ortadan kaldırmış olursun.' Sözlerine hâkim, makul insanlar oluverdik tüm inşaat süresinde. Güven aşıladık birbirimize.
Zaman zaman düşünüyorum da... Haydi o beni dinledi, anladı. Peki ben onun dediklerini nasıl anladım? Sonra gülüyorum kendi kendime. Ben de insanım, etten kemikten. Tıpkı onun gibi. Öyle değil mi Rus arkadaş?"
Recep Usta belki hiç gitmemiştir Rusya'ya, belki hiçbir yerden gelmemiştir, belki yoktur. Ama Recep Ustalar, Mıgırdıç Yeşilçimen'ler dinlediği sürece vardır ve yazılınca, insanlık öyküsü olurlar.