Ölümü dinlemek
Milliyet · 15 Temmuz 2001
Paris güneşli sıcak, Moskova kara soğuktu o gün. Penceresinden bilgisayarının üstüne düşen ışık gözlerini kamaştırıyor, oysa onun kafasına ince buz taneleri yağıyordu. Çünkü sevenlerinin Momo diye çağırdıkları adam, bir romancıydı. Hem de kara dizi yazarı. Kaçakçılar, hırsızlar, katiller, maktuller, hatta casuslar ve tabii polislerdi kahramanları. Ekmek parasını hayali cinayetlerden kazanıyordu. Birini bitirip birine başlardı. Bir roman memuru, bir yazın işçisiydi Momo. Her sabah, amir kulu memurlar, emireri işçiler metroya, otobüse, işe koşarken; o kendi emirlerinden sorumlu bir emekçi olarak bilgisayarının başına oturuyor ve kışın ve yazın ve iki baharda, cinayetlerini yazıyordu. Ama işte, şu son romanı iyi zamanlamamıştı doğrusu. Nereden akıl ettiyse, Fransa'da kara para aklamaktan aranan, ama aslında üç kişiyi zımbalayan cani mafyacıyı Moskova'ya kaçırmıştı. Tabii peşinden de romanlarının "esas oğlan"ı, yakışıklı Fransız gizli servis komiserini salmak zorunda kalmıştı. Moskova soğuk mu soğuktu. Karla karışık bir yağmur, içine işliyordu Lenin'in anıtmezarı önünde muhbirini bekleyen Fransız polisin. Ve bizim Momo, Moskova'nın soğuğunu Paris'in temmuz sıcaklarında tahayyül etmek durumundaydı.
Açık penceresinden Monmartre parkındaki ıhlamurların, taze biçilen çimlerin kokusu esiyor ve Kızıl Meydan'da olmaktan fenalık geçiriyordu Momo. "Merde, merde et merde..." diye tısladı yüksek sesle, dişlerinin arasından. "Bok canına olsun!"un Fransızcası. Fırladı kalktı, beli ağrımasın diye ortopedik yapım koltuğundan; bilgisayarını bile kapatmadı, merdivenleri bir solukta indi, güneşin yıkadığı kaldırımlara vurdu kendini. Uzun uzun yürüdü.
Cıvıl cıvıl kahvelerin çiçekler gibi sokağa açtığı Abesses Caddesi'nin kaldırımındaki tahta sıraya oturup, bir sigara yaktı. Yoldan geçen arabaları, yanından geçen insanları seyre daldı.
"On frankın var mı?"
Garip bir ademden çıkıyordu kırık ses. Erkeksi bir kadın mıydı, yoksa kadınsı bir erkek mi? Günlerdir, hatta aylardır yıkanmamıştı. Saç baş birbirine karışık, pantalonu paçavra, gömleği paçavra ve bir karışlık sakalına karşılık, vücudu kadındı. "Var," dedi Momo. "Ne yapacaksın on frankla?" Kırık ses, kırık dişlerini göstererek güldü: "Sence?" "Bence ne?" diye omuzlarını silkti Momo. "On franka ne alınır ki? Merak ettim sadece." Elini cebine attı, bir onluk çıkarıp verdi sese. Adamkadın, uzun uzun evirip çevirdi parayı kirli ellerinde. Öylece duruyordu Momo'nun yanında, ayakta.
"Ya bir kahve içerim, ya da bir kadeh şarap. Ikisini birden ödeyemem tabii." Momo, kafa dinlendiriyordu ya, laf olsun, torba dolsun diye sordu: "Buralarda mı takılıyorsun hep?" Başını salladı kırık ses. "Evet, otuz yıldır bu sokakları arşınlıyorum. Eskiden iyi para kazanırdım. Şimdi bitti."
Iğneden ipliğe derken, kısa sohbetin sonunda bir travesti eskisinin küçük yaşamı örülmüştü Momo'nun kafasında. Birkaç yıl öncesine kadar, Monmartre semtinin özgün emekçilerinden, eski bir fahişeydi adamkadın ya da kadınadam. Kuşkusuz kendisi karar vermemişti emekliliğine, zaman belirlemişti yapabildiği tek işin bitimini, emeklilik maaşı olmayan bir işten emekli edilmişti. Dileniyordu.
Momo elini cebine attı, karıştırdı, buruş buruş birkaç banknotun arasından bir yüzlük bulup çıkardı, kırık sese uzattı: "Bunu da al. Bir öğle yemeği yersin!" Adamkadın: "Ohho," dedi, "Bir şişe şarap bile içerim üstüne..." Sevinçle kaptı parayı, karşıya, kahvelerin bulunduğu kaldırıma geçmek üzere caddeye indi. Tam ortasına gelmişti ki yolun, aklına teşekkür etmediği geldi, geri döndü, Momo'yu kırık dişlerini gösteren geniş bir gülüşle selamlarken, bir arabanın acı freni duyuldu. Havada bir karaltı uçtu. Tok bir gürültüyle düştü yere. Caddenin ortasında şimdi, paçavralara sarılı bir korkuluk yatıyordu. Adamkadın. Kadınadam. Arabanın içinden fırlayan sürücü: "Gördünüz değil mi? Önüme fırladı, önüme fırladı, benim suçum yok!" diye bağırıyordu.
Tatlı bir yaz rüzgarı, buruş buruş bir elliliği önüne katıp, Momo'nun ayaklarına doğru sürükledi. Agatha Christie mi demişti, mezarlık yolları iyilik taşlarıyla bezelidir, diye... Yoksa cinayet yolları mı, demiştir?
