Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

The end

Radikal · 18 Temmuz 2001

Önceki gün yayımlanan 'Kırodemokrasi' başlıklı yazım inanılmaz bir teveccüh gördü, hepinize teşekkür ederim. Ancak, okurların yarısı ne demek istediğimi tam anlamamış. Ve diyorlar ki, "Tespit ve teşhislere katılıyoruz, ancak Türkiye'nin kurtuluşunu demokratik sistem, yani yeni bir seçimde görenlerle, ara dönem bir teknokrat hükümet kurulmasını savunanlar arasında her iki tarafı da haksız bulurken, sen hiçbir çözüm önermiyorsun!.."

Hayretler içerisinde kaldım. Yazıda, vardığım sonucu çok açık biçimde ifade ettiğimi sanıyordum. Yanılmışım. Herkesin anlayabileceği bir dille tekrarlamak da yarar var demek ki: ÇÖZÜM YOK! Yapılan tüm öneriler boşlukta uçuşmaya mahkûm. Harç bitti, inşaat paydos! Türkiye, politikasıyla,

ekonomisiyle, sosyaliyle çöktü, görmüyor musunuz? SON yazıldı dibine, THE END ekleniyor. Ama bu bir sinema filmi, tiyatro oyunu değil. Gerçek. Gerçeklerin sonu, başlangıçlarından daha uzun sürer. Devletlerin çöküş dönemi, en yakın örneği Osmanlı İmparatorluğu, yükseliş ve duraklama süreçlerinin toplamından daha geniş bir zamana yayılır. Acılar uzun ömürlüdür.

Bunları yazarken derin bir hüzün içindeyim. Yalnız hüzün mü? Korkuyorum. Oğlum için, sizler için, kendim için korkuyorum. Aslında hiçbir şey yoktan var, vardan yok olmaz. Bir devlet batar, yenisi doğar. Bir sistem biter, yenisi başlar. Ama toplumlar ölmez! Ancak bir devletin batığında, bir sistemin iflasında, topluluklar can çekişir, bireyler ölür. Kuşaklar ziyan olurlar. Toplumların bekası, öyle ya da böyle, düşe kalka sürer. Ama insan ömrü, ait olduğu toplumun sürecine orantılı değildir. Türkiye için çözüm yok artık. Keşke yanılsam! Bir mucize olsa ve Türkiye'nin hasta ekonomisini komaya sokan bu hükümet istifa etse, seçimlere gidilse, sandıktan dört dörtlük politikacılar ve Türkiye düze, İsmet Berkan da haklı çıksa... Ancak, yönetmenimiz ve arkadaşımız İsmet de çok iyi bilir ki, seçim sandığı sihirbaz sandığı değildir. İçinden bir ya da çok sayıda kurtarıcının çıkması için, önce içine kurtarıcı konulması gerekir. Hangi kurtarıcıyı koyacağız içine? Hacıları mı, hocaları mı, bacıları mı, yoksa zaten bu ülkenin ırzına geçen babaları mı koyacağız? Haydi birilerini koyduk diyelim, eline de sihirli değnek tutuşturabilecek miyiz? Bir dokunuşta borçları silecek, bir vuruşta üretimi başlatacak, istihdam yaratacak, dolarları lira, liraları dolar mı yapacak? Demek bize politikacı değil, düpedüz ilüzyonist gerek. Yine... Çünkü biri böyle bir şeyler yaptı gibi geldi bir ara: Turgut Özal. Ne yazık ki ilüzyondan ibaretmiş büyüsü! Bozmak için bir Tansu Çiller yetti.

Ben başkalarının tartışmalarına pek karışmam ama, İsmet Berkan'ın dediği gibi demokrat mı olsun teknokrat mı davası, gerçekten çok önemli, çünkü bu ülkenin demokrat olamadığını kanıtlıyor kesin biçimde.

Hiçbir idealin gerçekleşmediği bu tarih ve coğrafyada, idealim İsmet'in ideali de; mantığım Serdar Turgut'un sıraladığı sebep-sonuç ilişkilerinden yana. Turgut'un çözümüne de kesinlikle inanmıyorum, ama parmak bastığı gerçeklere katılıyorum. Hele dünkü yazısına. Benim de tepem atıyor devlet arazisini gasp edip kanalizasyonlarıyla bizim, sizin içme suyumuzun içine edenleri, kaçak elektrik kabloları kesilince yerlerde arsızca debelenenleri seyrederken. Onların ne pisliğini temizlemek, ne seyredeceği televole programının elektriğini ödemek, ne de onların 'devlet baksın' diye yapıp yapıp sokağa bıraktığı çocukları beslemek, bizim görevimiz. Ama işte, onları bu devlet göçmek zorunda bıraktı! Ve bu demokrasi onlara, gasp ettikleri toprakların, izinsiz kondukları kentlerin 'politikacısını' seçmek, oy hakkı verdi. Onlar bunları seçti, bunlar onları kolladı ve biz yasalara saygılı yurttaşlar, altta kaldık. Onlar bu demokrasinin eseri, bu demokrasi onların. Ne yazık ki acı sonu, paylaşıyoruz.

Krizden bu yana Serdar Turgut, bana göre teşhisleri doğru koyduğu yazılar yazıyor.

Keşke diyorum, penisini ve pek de hoş bir hanım olan Rana'sını anlatarak harcadığı yılları böyle düşünceleri paylaşarak geçirseydi... Belki benzerleri de onu izler ve bugün savunduğu 'derin halk' böyle sahipsiz ve Türkiye bunca beyinsiz ve çözümsüz kalmazdı.