Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

İşte manzara

Radikal · 20 Temmuz 2001

'Yazılarınızı uzun süredir izliyorum ve biliniz ki, görüşleriniz çoğunlukla bu ülkenin iyi yetişmiş, eğitimli insanları ile örtüşüyor. Orta gelir düzeyindeki bizlerin gerek psikolojik, gerekse ekonomik olarak dayanma gücümüz kalmadı. En iyi biçimde yetiştirebilmek için hemen hepimiz sadece bir çocuk sahibi olduk ve üç kişilik aile nüfusunun çok üstünde üretim yapıp GSMH'ya katkıda bulunduk. İstedik ki, bu ülkenin gençleri iyi yetişsin ve gelecekte Türkiye'nin bayındırlığına katkıda bulunsunlar. Ancak bizlerin oluşturduğu üretim ve değerler, bizim çocuklarımız yerine onlarca çocuk yapıp sokağa salanlara pompalandı sürekli. Hatta pompalanmakla kalmadı, daha çok çocuğu ziyan etsinler diye teşvik edildiler. Biliyorsunuz son zamanlarda yurtdışına göç edebilmek için uğraşanların sayısı milyonu aştı. Biliyor musunuz, bu insanların çoğu meslek sahibi, hatta halihazırda işi olan ve çalışan insanlar. Yalnız benim küçük çevremden göç başvurusunda bulunan üç kişi var: 35 yaşında bir mühendis, 36 yaşında bir avukat ve bir beyin cerrahı!

Artık sıkıldık!

Soymadık, çalmadık, gece konmadık, vergi yüzsüzü olmadık, hırsız, katil, çeteci, tarikatçı olmadık. Suçumuz iyi yurttaş olmak, suçumuz bir tek çocuğu en iyi yetiştirmeye çalışmak. Şimdi azınlıktayız ve hayatı boyunca ne kafasında, ne partisinde demokrat olmamış insanların demokrasi adı altındaki yönetiminde, çoğunluk baskısı altında ezildik. Bizim ürettiğimiz değerleri hazır yediler ve bitirdiler.

Dediğiniz gibi gerçekten açmazdayız. Tükürecek yer kalmadı, her yanımız sarıldı. 120 milyar dolar dış, 90 milyar dolar iç borçlu, üretim ve ihracat kanalları kapalı bir ülkenin kurtulamayacağını anlamak için âlim olmaya gerek yok. Kabullenmek gerçekten zor, ama doğrusu bu. Şimdi soru şu: Kendi kendimizi soktuğumuz bu durumdan kısmi olarak kurtulmak için uluslararası güçlere ödeyeceğimiz diyetlerin son noktası var mı?

Lütfen yazmaya devam edin.

Avukat K.Ö.'

***

"'The End' ve 'Kırodemokrasi' yazılarını hüzünle okudum. Ne yazık ki ben de aynı görüşü paylaşıyorum. Bu ekonomik yapı ve bu sosyolojiden demokrasi çıkmaz. Kendimizi aldatmamıza gerek yok. Bu iş bitmiştir ve iş derken, sadece demokrasiyi kastetmiyorum. Bu ülke bitti. Serdar Turgut'un düşlediği teknokratlar da kurtaramaz, çünkü burada öyle teknokrat falan da yok. Varsa da kurtarıcılığa soyunmak istemezler, çünkü bezmiş durumdalar. Bana kalırsa, ancak silah zoruyla çalışırlar. İşte böyle, durum o kadar vahim. Türkiye'nin içi boşaltıldı, ruhu öldü. Bu bozguna üzülen ve yeni bir Milli Mücadele'yi güdecek sivil ya da asker, en azından benim gördüğüm birileri de yok. Milyonlarca yurttaşın olanlara kahrolması, önlerine düşülmedikten sonra hiçbir şey ifade etmez. Dünyanın hiçbir yerinde de etmemiştir.

Bir itiraf: Yaşım daha genç olsa, yurtdışına göçeceğim. Yeşil kart, sarı kart, mor kart, her neyse, hepsine başvurup çekip gideceğim. Umutsuzluğumun derecesi, işte bu. Memleketimin haline kahroluyorum. Ama seni de özledim! Beni ara. Gözlerinden öperim."

***

Birinci mektup, yüzlerce benzerini temsil ediyor, sevgili okurlar. İkinci mektup ise... Adını duysanız küçük dilinizi yutacağınız, istisnasız hepinizin tanıdığı, Türkiye'nin en saygın bilimcilerinden, bir üniversite profesöründen geliyor.

İşte manzara. Yorum yok.